Gürcistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan Rotası 3
-Kırgızistan Bölümü-
28.07.2018 (11. Gün) Almatı – Karkara
2000 Rakımda Donarak Sabahlamak
Uzun süredir hayalini kurduğumuz büyük Orta Asya seyahatimizde, motosikletle yurt dışı rotalarının en heyecanlı ve en dağlık etaplarını barındıran Kırgızistan topraklarına nihayet teker döndürüyoruz. Sabah saat 06:30 gibi Karkara sınırında uyandık; aslında “uyandık” demek biraz yanlış olur, çünkü gece o dağ başında soğuktan gözümüze neredeyse hiç uyku girmedi.
Rakım yaklaşık 2000 metre civarındaydı. Orta Asya’nın o meşhur dağ ayazı yüzünden donarak epey bir üşüdük.
Sabah sınır kapısının açılmasıyla birlikte işlemlerimizi tamamlayıp Kırgızistan topraklarına geçtik. Sınırdan sonra bizi karşılayan epey bozuk, taşlık ve mıcırlı bir yoldan sarsıla sarsıla ilerledik.
Karlı Dağların Ortasındaki Gizem ve Orta Asya Rotası Keşfi: “Sıcak Göl” Issık Kul
Nihayet o meşhur Issık Göl kenarına ulaştık. Buranın etrafı karlarla kaplı devasa Tanrı Dağları ile çevrili olmasına rağmen, gölün suyu yaz kış derinliğinden ve yapısından dolayı asla donmaz.
Zaten bu benzersiz özelliğinden dolayı Türkçe karşılığı “Sıcak Göl” anlamına gelen “Issık Kul” (Issık Göl) ismini almış. Burası kadim Karahanlılar zamanından beri bölgedeki pek çok Türk beyliğine dinlenme alanı ve yerleşim yeri olmuş.
Gölün uzunluğu tam 182 kilometre, genişliği ise yaklaşık 60 kilometre civarındaymış. Bu devasa boyutlarıyla dünyanın en büyük ikinci krater gölü unvanını elinde bulunduruyor.
Aslında bu göl rotasına gelmeden önce Karakol şehrinde de durup gezeceğimiz çok güzel noktalar vardı. Ama Emre’nin BMW GS’inin bir önceki bölümden beri devam eden o inatçı şaft yağı kaçırma sıkıntılarından dolayı hiçbir yere uğrayamadan doğrudan yola devam etmek zorunda kaldık.
Bozkırda İki GS’çi Karşılaşırsa: Rinad Usta İle Tanışma
Kaji-Say yakınlarında bir yerlerde hem biraz soluklanmak hem de öğle yemeği yemek için motorları sağa çekip durduk. Tam burada şansımıza tıpkı bizim gibi altındaki BMW GS ile Orta Asya’yı gezen yerel bir Kazak motorcu ile tanıştık; adı Rinad’dı.
Ayaküstü koyu bir motor muhabbetine giriştik. Bizim emektar GS’in o can sıkan arkadan yağ akıtma sorunundan bahsettik.
Rinad durumu görünce hemen telefonunu çıkardı. Bize Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te bu işlerin piri olan Ramis adında usta bir motor tamircisinin telefonunu ve adresini verdi.
Bizim gibi motosikletle yurt dışı turlarına çıkan overland gezginleri için yol üstünde böyle nokta atışı usta adresleri bulmak tam anlamıyla hayati bir cankurtarandır. Rinad’a bu muazzam yol dostluğu için yürekten teşekkür edip, yemeğimizi bitirdikten sonra vakit kaybetmeden Bişkek’e doğru yolumuza devam ettik.
Bardaktan Boşanan Orta Asya Yağmuru ve Çocukların Kuşatması
Yolda hava aniden soğudu ve hafif hafif yağmur atıştırmaya başladı. İlerideki dağ geçitlerinin ve gökyüzünün simsiyah, kurşun gibi bulutlarla kaplandığını görünce ne olur ne olmaz dedim.
Sağa çekip hemen tulumların üzerine yağmurluklarımı giydim. Çok geçmeden ne kadar haklı olduğumu acı bir şekilde anladım; dağların arasında tabiri caizse bardaktan boşalırcasına, göz gözü görmez bir yağmur yedik.
O zorlu yağmur fırtınasını kazasız belasız atlatıp Issık Gölü tamamen geçerek Balıkçı kasabasına ulaştık. Kasabaya girer girmez yol kenarında yerel halk tarafından kurulan derme çatma tezgahlardaki devasa peynir kalıpları, kurutulmuş ilginç balıklar ve meyveler dikkatimi çekti.
Biz merakla motorların üzerinden tezgahlara bakarken, yerel halkın o cana yakın, çekik gözlü çocukları aniden büyük bir neşeyle etrafımızı sardı. Motorları elleyen, bize meraklı gözlerle bakan o temiz çocuklarla kaskların üzerinden şakalaştık.
Balıkçı kasabasından çıktıktan hemen sonra şansımıza dağların arasında yine o şiddetli yağmura yakalandık. Allah’tan bu sefer Kırgızistan yolları hem bölünmüş yoldu hem de bu ikinci fırtına çok uzun sürmedi de kazasız belasız başkentin sınırlarına yaklaşabildik.
Otuz Dakikalık Gecikmeyle Kaçan Randevu
Hiç durmadan Rinad’ın bize telefonda söylediği o meşhur tamirci Ramis Usta’nın dükkanına kadar geldik. Ancak şansımıza günlerden Pazar olduğundan Ramis Usta dükkandan erken çıkmış.
Oradaki komşularıyla konuştuğumuzda ustanın dükkandan sadece yarım saat önce ayrıldığını öğrendik. Yani otuz dakicacık bir gecikmeyle koskoca ustayı elden kaçırmıştık.
Sağ olsun dükkanın yanındaki Kırgız komşusu bizim o çaresiz, sırılsıklam halimizi görünce hemen telefonuna sarıldı. Ramis Usta’yı doğrudan arayarak durumu heyecanla anlattı.
Ramis Usta da telefonda bizi dinledikten sonra sağ olsun bize WhatsApp üzerinden nokta atışı bir konum attı. Attığı bu konumun şehir içindeki dükkan değil, Bişkek’in 10 kilometre tamamen dışında yer alan büyük bir “Motosiklet Kulüp Binası” (MC Clubhouse) olduğunu söyledi.
Bişkek Dışındaki Gizemli Motor Kulübü nizamiyesi
Kendisinin de gece oraya geleceğini, motoru orada inceleyeceğini belirtti. Akşam saatlerinde o zifiri karanlığın içinde ustanın attığı o ıssız konuma, yani Bişkek dışındaki büyük motor kulübü nizamiyesine ulaştık.
Gece ilerledikçe kulübün kapısından içeriye dünyanın dört bir yanından gelmiş overland motorcuları, yerel kulüp üyeleri birer ikişer motosikletleriyle gelmeye başladı. Burası dışarıdan bakınca sıradan bir yer gibi duruyordu ama kapıdan içeri girdiğiniz an tam motorcular için tasarlanmış devasa bir yaşam kompleksiydi.
İçeride kendi barları, hosteli, ortak mutfağı, ahşap kamelyaları ve arkada tam donanımlı kocaman bir motosiklet tamirhanesi bulunan on numara bir kulüp binası yapmışlar. Kulüp başkanının evi de hemen bu binanın arka bahçesinde yer alıyordu.
Oleg Usta’yı Beklerken Kamelyada Uyku Tulumuna Sığınmak
Gece yarısına doğru Ramis usta nihayet kulübe geldi. Hemen Emre’nin motorun başına geçip şaftı dikkatlice inceledi.
Bize dönerek, – Arkadaşlar bu arıza ciddi, bunu yarın sabah kulübün içindeki o büyük tamirhanede bizim Oleg usta usta elleriyle çözer, halleder dedi. Gece yarısı olduğu ve dükkan kapalı olduğu için işimiz mecburen ertesi sabaha kaldı.
Kulüpteki hostel fiyatını sorduğumuzda kişi başı 15 Dolar dediler. Ama kulüp üyeleri bizim sırılsıklam halimizi görünce, – İsterseniz hostele para vermeyin, bahçedeki şu ahşap kamelyaların içinde de ücretsiz kalabilirsiniz deyince hemen okey dedik.
Gece ibretlik bir şekilde bütçeyi koruyarak, o devasa motor kulübünün bahçesindeki kamelyanın tahtaları üzerinde, Sakarya’dan getirdiğimiz uyku tulumlarının içine sığınarak, bahçede homurdayan motor sesleri eşliğinde huzurla geçirdik.










30.07.2018 (13. Gün) Bişkek (Kırgızistan)
Oleg Usta’nın Forum Kurcalama Seansı
Usta gelecek diye sabah erkenden uyanıp hemen toparlandık. Yakındaki yerel bir marketten kahvaltılık bir şeyler alıp kulüp binasında çayla beraber hızlıca mideye indirdik.
Tam iki saat süren heyecanlı ve meraklı bir bekleyişin ardından, saat 11:00 gibi Oleg Usta nihayet dükkana geldi. Adam İngilizce bilmediği için derdimizi ve şaftın halini Google Translate aracılığıyla ekrandan yazarak anlattık.
Usta hemen işe girişti; motorun arka lastiğini söktü, orasını burasını inceledi ve ardından bilgisayarının başına geçti. Biz de arkada saf saf dikilmiş, adam bizim BMW GS için internetten yedek parça arıyor sanıyoruz.
Durumun ne olduğunu, arızayı çözüp çözemeyeceğini sorduğumuzda, eliyle işaret edip bize 15 dakika daha beklememizi söyledi. Telefona sarılıp bir yerleri aradı, epey hararetli konuştuktan sonra diski sökmek için çok özel bir aparat gerektiğini anlattı.
Bir süre sonra dayanamayıp “Bu adam PC başında ne yapıyor?” diye arkasından gizlice ekranına baktım. Bir de ne göreyim; usta meğer BMW GS şaftının nasıl söküleceği hakkında internetteki bir motorcu forumunda yazan yazıları ve kılavuzları inceliyor!
En sonunda bu ağır işi kendisinin kesinlikle yapamayacağını, bu bölgedeki tanıdığı tüm motorcuları tek tek aradığını, Bişkek’te bunu yapabilecek kimsenin olmadığını ve yedek parçanın da bulunmadığını çok özür dileyerek söyledi. Bizim sökülen motoru çaresizce tekrar topladı.
Bişkek Konsolosluğu ve Çin Sınırında Yeşilçam Tesadüfü
Kulübün bahçesinde kafamızda aşağı kara bulutlar çökmüş bir halde ne yapalım ne edelim diye düşünürken, “Bari motoru bir şekilde Türkiye’ye yollamanın bir çaresini arayalım” dedik. Başka bir ülkede, motosikletle yurt dışı rotalarında böyle büyük bir mekanik krizle baş başa kaldığınızda eliniz kolunuz bağlanıyor; çünkü burada yardım isteyecek tek bir tanıdığımız bile yoktu.
Tam o çaresizlik anında aklımıza Türkiye Konsolosluğu geldi; “En azından derdimizi anlatacağımız, Türkçe bilen birileriyle konuşuruz” diyerek internetten Bişkek Türkiye Konsolosluğunu bulduk. Benim emektar Africa Twin’e Emre ile beraber iki kişi atlayıp hemen konsolosluk binasına geldik.
Şansımıza günlerden Pazar olduğu için konsoloslukta sadece nöbetçi iki-üç görevli memur vardı. Sağ olsunlar durumumuzu dinleyince bizimle epey ilgilendiler ve (ismini maalesef şu an hatırlayamadığım) bir görevli, buralara sık sık gelen çok güvenilir bir Türk TIR şoförü tanıdığı olduğunu söyleyerek bize adamın telefon numarasını verdi.
Konsolosluktan çıktıktan sonra yakındaki THY kargo acentesi olan bir firmaya da uğrayıp uçak kargo fiyatı soralım dedik. Acentadaki Türkçe bilen Kırgız görevli bizimle epey ilgilendi ama motoru uçakla Türkiye’ye transfer etmek için tam 2000 Dolar para istedi; fiyat bize çok yüksek gelince mecburen tekrar o TIR’cı seçeneğine döndük.
Acentadan dışarı çıktık, hemen cebimden telefonu çıkarıp konsolosluktan aldığım o Türk TIR’cı arkadaşı aradım. Tam adama derdimizi anlatıp “Olduğun yerin konumunu bize at” diyecekken, telefonumdaki yurt dışı konuşma hakkım saniyeler içinde pat diye doldu ve hat kesildi!
İsmini sonradan öğreneceğim TIR’cı Süleyman da o sırada telefonunun internetini kapatmış olduğundan adama WhatsApp üzerinden de hiçbir şekilde ulaşamıyorum. Yolun ortasında iki motorcu öylece kalakaldık.
Etraftaki dükkanlara bakıp, “Bari birinden rica edeyim de telefonunu isteyip bizim Süleyman’ı arayayım” diye bakınırken, caddede Türk’e benzeyen bir adam gördüm. Yanına yaklaşıp yüksek sesle, “Selamun Aleyküm” dedim; adam da şaşırarak, “Aleyküm Selam” diyince Türk olduğunu anladık.
Antepli Celal Dayı ve 1500 Dolarlık TIR Pazarlığı
Hemen duruma girip seyahatimizi anlattım; Türkiye’den motosikletle buralara kadar geldiğimizi, motorumuzun burada ağır arıza yaptığını ve acilen bir Türk TIR’cısı ile görüşmemiz gerektiğini ama konuşma hakkımın bittiğini söyledim.
Cebimdeki telefondan Süleyman’ın numarasını adama gösterdiğimde adam gözlerini açıp, “Aaa bu bizim Süleyman ya!” dedi. Ben şok içinde, “Evet, tanıyor musun?” diye sorduğumda, parmağıyla dükkanın arkasını işaret edip, “Şu arkadaki masada oturuyor ya kendisi” dedi!
Koskoca Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te, tam telefonumun kapandığı noktada tesadüfen girdiğim dükkanda aradığım adamın masada oturuyor olması bizi hayretler içinde bıraktı; resmen Yeşilçam filmi gibiydi.
Süleyman ile hemen masaya oturduk, sağ olsun durumumuza çok yardımcı olmak istedi ama motoru gümrüklerden geçirme prosedürünün çok resmi ve zor olduğunu söyledi. O sırada yanımıza Celal Dayı diye Antepli, eski toprak bir kamyoncu dayı geldi.
Celal Dayı masaya yumruğunu vurup, “Ben Kurban Bayramı için memlekete dönmeyi düşünüyorum, sizin bu motoru benim TIR’ın arkasına atar götürürüm. Ama resmi gümrük prosedürü çok olur; motoru arkaya yükleyelim, her ülke gümrük geçişinde gümrük muayenesi yapılırken motoru TIR’dan indirir, elinizle gümrükten yürüterek geçirir, sonra tekrar arkaya yükleriz” dedi.
Fikir ilk başta kulağa epey çılgınca ama bir o kadar da mantıklı geldi. Emre ile kafaya kafaya verdik; Celal Dayı motoru Bişkek’ten Sakarya’ya tam 1500 Dolara götürebileceğini, TIR’ın arkasına motosiklet harici başka hiçbir yük almayacağını söyledi. Epey bir pazarlık ve muhabbetin ardından, “Dayı bize biraz müsaade et, kulübe gidip biraz düşünelim” diyerek oradan ayrıldık.
Rus Kamyonlarının Gizemli Yüzüğü
Tekrardan motorcuların mekanı olan Bikers Kulübüne geri döndük; bahçede çaresizce durumları kendi aramızda değerlendirirken kulüp başkanı yanımıza geldi. Yaşadığımız tüm bu tamirci ve TIR maceralarını kulüp başkanına detaylıca anlattık.
Kulüp başkanının altında da devasa bir BMW GTL 1800 varmış ve bu motorların şaft sistemleri bizim GS ile tamamen aynıymış. Başkan gülerek, – Arkadaşlar sakin olun, ben tam bir yıl önce aynı bu sorunu yaşadım. Sıkıntı şaftın içerisindeki redüktör denen o parçada; onun içinde bulunan küçük bir yüzük aşınmış ve değişmesi gerek dedi.
Üstelik başkan, bu bozulan yüzük parçasının eski bir Rus kamyonunun (KamAZ) debriyaj ya da şaft parçasıyla milimetrik olarak harfi harfine aynı boyutta olduğunu söyledi! Kendisi de kendi lüks motorunu o eski Rus kamyon parçasıyla tamir etmiş ve bir yıldır sorunsuz biniyormuş.
Hemen telefona sarıldı, birkaç yerle hararetli hararetli Rusça konuştu ve bize şehir merkezi yakınlarındaki eski bir sanayi sitesinden bahsetti. – Orada Roman Usta diye eski bir kurt var, bu Rus kamyonu parçasını motora uydursa uydursa sadece o uyarır, bu arızayı o çözer dedi.
Akşam saatleri olduğu için dükkanlar çoktan kapanmıştı; başkan Roman Usta’nın telefonunu ve sanayideki konumunu bize verdi. Roman Usta’yı arayıp durumu anlattık, o da sağ olsun, – Tamam arkadaşlar, yarın sabah ilk iş motoru bana getirin dedi. Bu geceyi de yine yapacak bir şey olmadığından kulüp bahçesinde bulunan o ahşap kamelyada, uyku tulumlarımızın içinde bütçe dostu bir şekilde geçirdik.
30.07.2018 (14. Gün) Bişkek (Kırgızistan)
Roman Usta’nın Sanayi Dükkanı ve Hayallerin Suya Düşüşü
Sabah yine erkenden o sert kamelya tahtalarının üzerinde uyandık; hızlıca kahvaltımızı yapıp vakit kaybetmeden Roman Usta’nın bize WhatsApp’tan gönderdiği sanayi konumuna doğru Africa Twin ile yola çıktık. Dükkanın önünde biraz bekledikten sonra saat 10:30 gibi Roman Usta çıraklarıyla beraber geldi; durumu zaten dün akşam telefonda konuştuğumuz için adam konuya çok hakimdi.
Hemen bizim GS’i içeri aldılar; usta hızlıca arka tekeri ve şaft sistemini komple söküp masanın üzerine parçaladı. Sorunlu olan o redüktör yüzüğü için Bişkek’teki tüm eski Rus kamyonu yedek parçacılarını ve sanayi esnafını tek tek arayacağını söyledi.
Biz de motor sanayide tamir edilirken boşa zaman kaybetmeyelim dedik ve stres atmak adına güzel bir Bişkek şehir turu atalım bari diyerek kendimizi sokaklara bıraktık. Şehirde epey gezdikten, parkları ve caddeleri fotoğrafladıktan sonra akşama doğru büyük bir umutla Roman Usta’nın dükkanına geri geldik.
Ancak dükkandan içeri girdiğimizde bizim motoru hala darmadağınık, parçaları masanın üzerinde saçılmış bir halde görünce bir şeylerin ters gittiğini anında anladık. Roman Usta kafasını sallayarak o acı gerçeği söyledi: Kulüp başkanının bahsettiği o eski Rus kamyonu parçasını Bişkek’teki hiçbir depoda ve yedek parçacıda maalesef bulamamışlardı!
– Yarın sabah birkaç gizli hurdalığa ve eski depoya daha bakacağız ama işiniz zor dediler. Bizim o motoru kurtarma ve yola devam etme hayallerimiz bu sanayi sitesinde yavaş yavaş suya düşmeye başlamıştı. Yapacak hiçbir şeyimiz kalmadığı için boynumuz bükük bir şekilde tekrardan Bikers kulübüne geri döndük ve yine aynı ahşap kamelyada, tulumların içine sığınarak bu belirsiz geceyi karamsarlıkla kapattık.




💡 Teneke Çelebi’den Yol Notları ve Öneriler
Uluslararası standartlarda planlanan uzun menzilli bir motosikletle yurt dışı seyahatinde, Kırgızistan bozkırları gibi lojistik ağların zayıf olduğu bölgelerde şaft redüktörü veya diferansiyel dişlisi gibi hayati mekanik arızalarla karşılaşmak overland sürücülerinin tüm seyahat takvimini ve bütçe planlamasını sekteye uğratabilir.
Sürücülerin bu tip sınır ötesi kriz anlarında yerel motor kulüplerinden (Bikers KG gibi) teknik destek alması, konsolosluklar vasıtasıyla uluslararası TIR lojistiği prosedürlerini araştırması ve motosikletle uzun yol tecrübesine sahip yerel ustaların (Roman Usta gibi) parça modifikasyon çözümlerine başvurması güvenli bir motosiklet seyahatnameleri sürdürülebilirliği için son derece kritiktir.
Özellikle BMW GS ve honda africa twin uzun yol performans dengesini korumak adına, gümrük mevzuatlarına takılmadan motor transferi yaparken Celal Dayı gibi tecrübeli taşımacıların sunduğu transit geçiş şemalarını doğru tahlil etmek gerekir.
Orta Asya ve Kırgızistan topraklarındaki karayolu ulaşım altyapısı, Bişkek lojistik üslerinin jeopolitik konumu ve Asya kıtasındaki tarihi taşımacılık koridorları hakkında daha kapsamlı bilimsel verilere erişmek için Wikipedia İpek Yolu resmi bilgi dökümanlarını dijital ortamda detaylıca inceleyebilirsiniz.
Ayrıca, Bişkek sanayisinde hayallerimizin yavaş yavaş suya düştüğü bu zorlu tamir günlerine ulaşmadan hemen önce, 2000 rakımlı Karkara sınır kapısında donarak sabahladığımız o heyecan dolu gecenin ve efsanevi Issık Göl (Sıcak Göl) yollarındaki ilk sürüş izlenimlerimizin yer aldığı serinin bir önceki etabını görmek için Orta Asya Rotası 3 seyahat raporuma da kesinlikle göz atmalısınız. Başarısızlıkla sonuçlanan bu ilk sanayi denemesi ve kulüp kamelyasında nihayete eren bu zorlu motosiklet gezi yazıları etabımız, bize yurt dışı seyahatlerinde sabrın ve alternatif planların ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi.
31.07.2018 (15. Gün) Bişkek (Kırgızistan)
Bişkek – Son Kul: Tanrı Dağları’nda “Yusuf Yusuf” Saatleri
Roman Usta’nın dün bize motoru öğlen gibi teslim edeceğine söz verdiği üzere, sabah saat 11:00 gibi heyecanla dükkanına gittik. Dükkanın önünde epey stresli saatler geçirdik; çünkü eğer usta “Bu iş olmuyor” dese, planımız anında patlayacak ve motoru hemen orada bir TIR’a yükleyip Türkiye’ye göndermek zorunda kalacaktık.
Neyse ki korktuğumuz olmadı ve o eski Rus kamyonundan uydurulan beklenen parça bir şekilde bulundu! Usta akşam saat 17:00 gibi motosikleti sapasağlam şekilde bize teslim etti.
Bu muazzam sanayi emeği için toplamda sadece 120 Dolar gibi bir tamir ücreti aldı. Biz kafamızda çok daha astronomik bir rakam beklerken bu fiyat bize gayet makul ve normal geldi.
Motoru sanayiden çıkarır çıkarmaz hiç vakit kaybetmeden hemen gaza bastık. Bugünkü asıl büyük hedefimiz efsanevi Son Kul (Son Göl) bölgesine ulaşmaktı.
Saat 17:30 gibi Bişkek’ten Koçkor’a kadar olan duble ve inanılmaz güzel dağ manzaralı yollardan geçerek ilerledik. Koçkor’am SaryBulak tarafına döndüğümüzde ise asfalt kalitesi bir anda düştü ve bizim köy mahalle yolları gibi ne kötü ne güzel diyebileceğimiz tuhaf bir yoldan 40 kilometre daha gittik.
Sary Bulak’tan Son Kul’a tırmanmak için geriye sadece 50 kilometrelik bir yolumuz kalmıştı; ancak bu arada saat çoktan 20:00 olmuş ve zifiri karanlık tamamen çökmüşü. Kaç gündür Bişkek sanayisinde yatmaktan dolayı yol yapmayı çok özlediğimiz ve kamp yeri olarak da Son Kul’u kafaya koyduğumuz için tehlikeli de olsa yola gece karanlığında devam edelim dedik.
3400 Rakımda Tibet Öküzleri İle Göz Göze Gelmek
Dağa tırmanırken ilk başlarda epey sert bir stabilize yola girdik; içimizden “Herhalde dağ yolunun ilk girişi biraz bozuktur, ileride düzelir” dedik ama maalesef o taşlık yol gölün kıyısına kadar berbat bir şekilde devam etti. Gökyüzünde ay ışığı da çok az olduğundan farların aydınlattığı alan dışında etrafta pek bir şey gözükmüyordu.
Yolda önden ben gidiyorum; keskin bir dağ virajını tam döndüm ki farın ışığında aniden yüzlerce parlak gözün doğrudan bana baktığını gördüm! O ıssız dağ başında epey bir “Yusuf Yusuf” ettikten sonra motorun üstünde titreyerek bir taraftan da bunların ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Hayvan oldukları çok belliydi ama neydi derken, içlerinden devasa bir tanesi sağımdan homurdayarak koşarak geçince korkudan elim ayağıma dolandı! Meğer bölgeye has, Tibet Öküzü (Yak) denilen devasa yabani hayvanlarmış; boynuzları benim koca motorun yarısı kadar, kendisi zaten neredeyse deve kadardı.
Biz motorlarla karanlığın içinde ilerledikçe, altımızdaki makinelerin sesinden ürken yüzlerce öküz sağa sola panikle kaçışmaya başladı. Dağ başında ezilme tehlikesi atlattık ama Allah’tan hiçbirisi korkup üzerimize doğru koşmadı ve bize çarpmadan aralarından sıyrıldık.
Bu gizemli göl tam 3400 metre rakımda olduğundan, yukarıya doğru tırmandıkça dağ havası daha da sertleşmeye ve buz gibi soğuk olmaya başladı. Hem bu dondurucu soğuk hem de saatlerdir taşların üzerinde sürmenin verdiği o ağır yorgunluk yüzünden daha fazla zorlamayalım, gölün tam kıyısına kadar gitmeden çadırı hemen buraya kuralım dedik.
Karanlıkta farların ışığıyla düz bir alan bulup, gece yarısı çadırımızı alelacele kurduk. Çadırın içinde hiç değilse biraz ısınırız bari düşüncesiyle hemen ocağı ateşleyip çay demleyelim dedik.
Ancak Emre’nin Bişkek marketinden aldığı su yine o lanet gazlı su çıkınca çay planı yattı; mecburen gazlı suyla nescafe yapmak zorunda kaldık ama o yorgunlukta tadı bize epey güzel geldi. Çadırın içinde küçük tüpü yakınca içerisi hafiften ısındı; biz de bu yapay sıcaklık uçup gitmeden hemen tulumların içine yatalım diyip bu maceralı günü noktaladık.
01.08.2018 (16. Gün) Son Kul – Jerge Tal
Kırgız Çobanın Sigara Baskını ve Boz-Üy Çadırında Kral Kahvaltısı
Sabah saat 08:30 gibi birinin dışarıdan bizim çadırı sertçe dürtüklemesiyle aniden uyandım. Çadırın fermuarını çekip kafamı uzattım; bir baktım ki yerel kıyafetler içinde Kırgız bir çoban dikilmiş benden ısrarla sigara istiyor!
İçimden “Ulan dağ başında sabahın köründe işin gücün yok mu senin, çadır mı dikizliyorsun” diye söylendim ama adama medenice “Biz motorcuyuz, sigara içmiyoruz” dedim. Çoban Rusça bir şeyler söylenerek atına binip gözden kayboldu.
Kafamı çadırdan tamamen dışarı çıkardığımda muazzam bir manzarayla karşılaştım; alabildiğine dümdüz, yemyeşil bir yaylanın ortasındaydık. Dağların arkasından doğan güneş de çadırın üzerine vurunca, mart ayında topraktan yeni çıkan kış uykusundaki yılanlar gibi güneşe karşı geçip güzelce kemiklerimi ısıttım.
Sabah kahvaltısını burada kendi malzemelerimizle yapmak yerine, yaylada yerel bir yurt çadırı bulup orada yapalım dedim. Motorları toplayıp gölün kenarına geldiğimizde karşımıza çıkan ilk bulduğumuz yurt çadırının kapısından içeri daldık.
Yurt; Orta Asya’daki göçebe Türklerin keçeden el emeğiyle yapmış olduğu o meşhur yuvarlak çadırlara deniliyor ve buradaki yerel dildeki adı “Boz-Üy” olarak geçiyor. Göl etrafındaki ve çoğu turistik dağ yollarındaki bu tarihi çadırlar, gelen gezginler için otel ya da lokanta gibi yerel hizmetler veriyor.
Çadırdaki Kırgız aileden kahvaltı istedik; önümüze pirinç lapası, bisküviler ve ev yapımı reçellerden oluşan kendilerine göre bir kral sofrası getirdiler. Yanında sıcak çayla beraber kahvaltımızı güzelce yaptık.
Karnımızı iyice doyurduktan sonra motorları çalıştırıp göl kenarına doğru sürdük. Burası tam üç bin metre rakıma sahip, Kırgızistan’ın ikinci en büyük gölü unvanını taşıyor.
Uzunluğu 29 kilometre, genişliği 18 kilometre ve en derin yeri ise 13 metre olan, etrafı karlarla kaplı dağlarla çevrili uçsuz bucaksız bir bozkırın tam kalbinde bulunuyor. Burası kış şartlarından dolayı yılın tam sekiz ayı dünyaya ve ulaşıma tamamen kapalı gizemli bir bölge; buralarda telefonlar kesinlikle çekmiyor, elektrik falan zaten yok.
Göle güvenli erişim ve sürüş sadece Haziran ve Eylül ayları arasında mümkün olabiliyor. Biz dün gece zifiri karanlıkta buralara tırmanırken bile yol kenarlarında hala erimemiş koca kar kütleleri duruyordu.
75 Kilometrelik Çin Sınırı Sapması ve Bozuk Yollar
Göl kenarında fotoğraflarımızı çekip bu sefer tırmandığımız o dağ yollarından, yine muazzam manzaralar ve bozuk taşlık stabilize yollar eşliğinde yavaş yavaş aşağıya, ovaya doğru indik. Dağdan indiğimiz yerde bizi karşılayan ilk yerleşim yeri “Ak-Tal” adında küçük, ücra bir Kırgız köyüydü.
Buradaki asıl büyük hedefimiz meşhur Osh (Oş) şehrine doğru gitmekti. Ancak Ak-Tal köyünün çıkışındaki o belirsiz yol ayrımından sola dönmemiz gerekirken, yanlışlıkla sağ tarafa dönerek tam 75 kilometre boyunca tamamen yanlış yöne doğru saptık!
Bir süre sürdükten sonra yoldan şüphelenip motoru sağa çektim ve navigasyona bakayım dedim. Ekranı bir açtım ki; biz dün gece geldiğimiz yöne doğru tam gaz geri gidiyoruz!
Üstelik motorların yakıtı da tehlikeli şekilde azaldığı için geriye de dönemiyoruz; “Dedik bari hazır bu yola girmişken biraz daha ileri gidelim de yakıt alalım” diyerek Naryn (Narın) kasabasına kadar mecburen sürdük. Oradaki istasyondan depoları fulledik ve yedek benzin bidonlarımızı da ağzına kadar doldurup aynı bozuk yolu 75 kilometre boyunca gerisin geri döndük.
Ak-Tal köyünü tekrar geçip Ugut tarafına doğru ilerlerken, haritaya bakmamıza rağmen bir de baktık ki ana yoldan yine iç tarafa dalıp yanlışlıkla Baetov köyüne girmişiz! Navigasyonu tekrar kurcalayıp dağların arasından geçen incecik bir patika yol bulduk; Emre telsizden “Ağabey yapacak bir şey yok, bari bu toprak yoldan gidelim” diyince sapağa daldık.
Asfaltı Öpme İsteği ve Camide Gecelemek
İlk başlarda tekerin altında güzel, sert bir stabilize olarak başlayan o dağ yolu, ilerleyen saatlerde bizim için tam anlamıyla bir baş belası ve tam bir kabus yolu halini alacaktı; oraya girerken başımıza ne geleceğini nereden bilebilirdik ki?
Yol ilerledikçe daha da kötüleşmeye, koca koca taşlar tekerin altından kaçmaya başladı; haritadan baktığımda bu yolun dağların arkasındaki “Aral” diye bir köye bağlandığını gördüm. Ağır arazi şartlarından dolayı Emre de ben de motorların üzerinde fiziken çok zorlanmaya başladık.
Ben hala durum çaktırmamak için interkomdan Emre’ye Sakarya usulü moral vermeye çalışıyorum: – Emre kardeşim sık dişini, burası haritada şehirlerarası ana yol olarak görünüyor, Aral köyüne gelince asfalt mutlaka düzelecek, rahatlayacağız! Emre telsizden bana pek inanmadı, nitekim ilerleyen saatlerde ne kadar haklı olduğu da ortaya çıktı.
Şehirlerarası yol dediğimiz o yerler, dağa tırmandıkça ilk girdiğimiz köy yollarından çok daha berbat ve daracık bir hal almaya başladı. O gün altımızdaki koca makinelerle dağ yollarında tam 520 kilometre yol sürdük ve bu yolculuğun tam 400 kilometresi kelimenin tam anlamıyla bozuk taşlar, mıcırlı yollar ve çukurlardan ibaretti.
Yol üstünde Emre’ye buralarda bir yerlerde hava kararmadan hemen kamp atalım desem de, Emre inatla “Yol yapalım ağa, durmayalım” diyince gece saat 22:00 sularında kendimizi 3000 rakımlı zifiri karanlık dağ geçitlerinde bulduk. Daracık, uçurumlu yollarda koca koca maden kamyonlarıyla peş peşe, onların tozunu yutarak ecel terleri içinde motor sürdük.
Sabah yaylada yaptığımız o rahat hesaplar dağ başında tamamen patlamıştı; gece saat 24:00 civarına geldiğimizde dağlardan nihayet tamamen aşağıya, düze inmeyi başardık. Tekerin altında günlerden sonra ilk kez düzgün pürüzsüz siyah asfaltı görünce motoru durdurup inip asfaltı öpesim geldi!
Gece yarısı kalacak bir hostel veya otel arasak da bu ücra dağ köylerinde hiçbir yer bulamadık. Saat gece 01:00’e geldiğinde artık yorgunluktan motor üzerinde uyuyacak kadar bitmiş durumdaydım, gözlerim kapanıyor ve yoldaki beyaz şerit çizgilerini kaçırıp sürekli mıcıra düşüyordum.
Tam o sırada yol kenarında ışıkları sönük, sessiz bir köy camisi gördüm. Hemen caminin arka bahçesindeki kuytu köşeye motorları gizlice çektik.
Yanımıza sadece uyku tulumlarımızı alıp sessizce caminin kapısını açtık ve içeri girip yumuşacık halıların üzerine kendimizi bıraktık. Kafamı o halının üzerine koyar koymaz benim şalter anında indi ve direkt “off” durumuna gelmişim; hatta muhtemelen kafamı halıya bile koyamadan, havada off durumuna geçmiş bile olabilirim.
💡 Teneke Çelebi’den Yol Notları ve Öneriler
Uluslararası standartlarda planlanan uzun menzilli bir motosikletle yurt dışı seyahatinde, Kırgızistan bozkırları gibi lojistik ağların zayıf olduğu bölgelerde şaft redüktörü veya diferansiyel dişlisi gibi hayati mekanik arızalarla karşılaşmak overland sürücülerinin tüm seyahat takvimini ve bütçe planlamasını sekteye uğratabilir.
Sürücülerin bu tip sınır ötesi kriz anlarında yerel motor kulüplerinden (Bikers KG gibi) teknik destek alması, konsolosluklar vasıtasıyla uluslararası TIR lojistiği prosedürlerini araştırması ve motosikletle uzun yol tecrübelerinden faydalanması güvenli bir motosiklet seyahatnameleri sürdürülebilirliği için son derece kritiktir.
Özellikle BMW GS ve honda africa twin uzun yol performans dengesini korumak adına, gümrük mevzuatlarına takılmadan motor transferi yaparken Celal Dayı gibi tecrübeli taşımacıların sunduğu transit geçiş şemalarını doğru tahlil etmek gerekir.
Orta Asya ve Kırgızistan topraklarındaki karayolu ulaşım altyapısı, Bişkek lojistik üslerinin jeopolitik konumu ve Asya kıtasındaki tarihi taşımacılık koridorları hakkında daha kapsamlı bilimsel verilere erişmek için Wikipedia İpek Yolu resmi bilgi dökümanlarını dijital ortamda detaylıca inceleyebilirsiniz.
Ayrıca, Bişkek sanayisinde hayallerimizin yavaş yavaş suya düştüğü bu zorlu tamir günlerine ve ardından ulaştığımız o muazzam Son Kul (Son Göl) yaylası tırmanışımıza ulaşmadan hemen önce, 2000 rakımlı Karkara sınır kapısında donarak sabahladığımız o heyecan dolu gümrük gecesinin yer aldığı serinin bir önceki etabını görmek için Orta Asya Rotası 3 seyahat raporuma da kesinlikle göz atmalısınız. Başarısızlıkla sonuçlanan o ilk Bişkek tamir denemelerinin ardından cami halılarında nihayete eren bu zorlu motosiklet gezi yazıları etabımız, bize yurt dışı seyahatlerinde sabrın, yol bulmanın ve alternatif planların ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi.










Kırgızistan ve Tanrı Dağları Koridoru: Şaft Modifikasyonu, Yüksek İrtifa Sürüşü ve Saha Özeti
Tanrı Dağları eteklerinden efsanevi Issık Göl ve Son Kul yaylalarına, Bişkek lojistik üslerinden çetin dağ geçitlerine uzanan bu karayolu güzergahında; mekanik modifikasyonlar, irtifa üst sınırları, konaklama bedelleri ve coğrafi koordinatlara dair bizzat tecrübe edilmiş en net saha verileri aşağıda özetlenmiştir.
| Esas Başlık | Saha Verisi, Koordinat ve Durum Analizi |
|---|---|
| Issık Kul (Sıcak Göl) Coğrafyası | Karlı Tanrı Dağları ile çevrili olmasına rağmen derinliği ve yapısı gereği kışın asla donmayan, dünyanın en büyük ikinci krater gölüdür. Uzunluğu 182 km, genişliği 60 km civarındadır. Kadim Karahanlılar döneminden bu yana gözde bir yerleşim sahasıdır. Kaji-Say yakınlarında yerel sürücülerin yönlendirmesiyle Bişkek lojistik hattı kurulmuştur. |
| Kritik Lojistik Nokta (Bişkek Kulüp) | Bişkek KG Motocycle Club: Şehir merkezinin 10 km dışında yer alan, bünyesinde donanımlı tamirhane, hostel ve ortak kullanım alanları barındıran devasa motorcu üssüdür. Kulüp hostel yatak bedeli 15 Dolar’dır. Bütçeyi korumak adına bahçedeki ahşap kamelyalarda uyku tulumuyla ücretsiz kalınmıştır. |
| Yeşilçam Tarzı Lojistik Tesadüf | BMW GS modelinin ağır şaft arızası üzerine Türkiye Konsolosluğu ve THY kargo hattı (2000 Dolar transfer bedeli) araştırılmış; yurt dışı şebeke hakkının bittiği noktada tesadüfen Bişkek’teki bir dükkanda Antepli Celal Dayı ve TIR sürücüsü Süleyman ile karşılaşılmıştır. Türkiye’ye motor transferi için 1500 Dolar bedelle TIR nakliye pazarlığı yürütülmüştür. |
| Çetin Mekanik Modifikasyon | BMW GS şaft redüktörünün içerisindeki aşınan parça için Bişkek sanayisinde Roman Usta tarafından eski bir Rus kamyonunun (KamAZ) debriyaj/şaft yüzüğü milimetrik olarak uydurulmuş; komple söküm, parça tedariki ve montaj dahil üst sınır olarak 120 Dolar tamir bedeli ödenmiştir. |
| Efsanevi Son Kul (Son Göl) Gerçekleri | 3400 metre rakımda, etrafı karlarla kaplı dağlarla çevrili, Kırgızistan’ın ikinci büyük gölüdur. Uzunluğu 29 km, genişliği 18 km, en derin yeri 13 metredir. Çetin kış şartları sebebiyle yılın 8 ayı dünyaya tamamen kapalıdır. Sürüş üst sınırı Haziran ve Eylül ayları arasıdır; sahada elektrik ve şebeke hattı bulunmamaktadır. Sary Bulak üzerinden çıkılan 50 kilometrelik tırmanış tamamen çetin taşlık stabilize zemindir. |
| Tibet Öküzü (Yak) Tehlikesi | Son Kul tırmanışında zifiri karanlıkta 3400 metre rakımda far ışığına yakalanan, boynuzları motor boyutunda ve gövdesi deve büyüklüğünde olan çetin yabani hayvan sürüsünün arasından ecel terleri dökülerek sıyrılınmıştır. |
| Boz-Üy (Yurt) Konaklama Kültürü | Göçebe Türklerin keçeden el emeğiyle inşa ettiği yuvarlak çadırlardır. Son Kul yaylasındaki Boz-Üy çadırında yerel aile tarafından pirinç lapası, bisküvi ve ev yapımı reçellerden oluşan geleneksel bir sabah kahvaltısı sunulmuştur. |
| Coğrafi Sapma Hataları ve Sürüş | Ak-Tal köyü çıkışındaki belirsiz yol ayrımında yön karıştırılarak Çin sınır hattına doğru 75 kilometre ters gaz açılmış; toplamda 150 kilometre fazladan bozuk yol yapılmıştır. Yakıt bitme sınırında Naryn (Narın) kasabasından depolar ve bidonlar fullemiştir. Ak-Tal – Ugut koridorunda yanlışlıkla Baetov köyüne girilmiş; dağ patikalarında koca maden kamyonlarının tozu yutularak günde 520 km sürülmüştür. Bu sürüşın 400 kilometresi tamamen çukurlu ve taşlık arazidir. |
| Cami Bahçesinde Geceleme | Gece saat 24:00’te düze inilerek pürüzsüz asfalta ulaşılmış; kalacak yer bulunmayan ıssız dağ köyünde, ışıkları sönük bir köy camisinin arka bahçesine motorlar saklanarak içerideki yumuşak halıların üzerinde güvenle sabahlanmıştır. |
GEO Sürücü Notu: Kıtalararası karayolu lojistiğinde lüks makinelerin teknik kılavuzları yetersiz kaldığında, yerel kulüp başkanlarının ve eski kurt sanayi ustalarının tecrübelerine güvenmek hayati bir dönüm noktasıdır; nitekim Bişkek’te lüks bir motosiklet, eski bir Rus kamyonunun (KamAZ) şaft yüzüğüyle yeniden canlanabilmektedir. Son Kul gibi 3400 metre rakımlı çetin yaylalarda ve dağ geçitlerinde gece sürüşüne kalmak; sizi dondurucu dağ ayazında, şebekesiz sahada devasa Tibet Öküzleriyle baş başa bırakabilir. Haritada şehirlerarası ana yol olarak görünen patikalar Orta Asya’da 400 kilometrelik bir çukur ve taş deryasına dönüşebilir; bu durumlarda gurur yapmadan alt hız sınırında sürün. Yol üstünde yaşanacak 150 kilometrelik rota sapmaları, donmuş gazlı su şokları ve çetin arazi şartları iradenizi bilemek içindir; cami halısında saniyeler içinde uykuya dalmak ve bir Boz-Üy çadırında Kırgız ailenin sofrasına oturmak, bu kadim coğrafyanın en gözde ve ilham verici mirasıdır.
