Motosiklet ile Pamir ve Moğolistan 5
-Dönüş Bölümü-
10.07.2019 (24. Gün) Altanbulag – Irkutsk (Rusya)
Moğolistan Motosiklet Turu ve Baykal Gölü
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte erkenden kalkıp yola koyulduk. İçimde, haftalardır yollarda olmanın verdiği tatlı yorgunluğun yanında, bu seneki rotamın asıl son büyük hedefi olan efsanevi Baykal Gölü’ne ulaşacak olmanın heyecanı vardı. Osman hala arkamda artçı olarak oturuyordu; iki kişi tek motor, kilometreleri birer birer eritiyorduk.
Birkaç saatlik sürüşün ardından nihayet o muazzam coğrafya kendini gösterdi ve uçsuz bucaksız parıltısıyla Baykal Gölü görünmeye başladı. Sıradan bir göl değildi burası; dünyanın en derin gölü olarak anılmaktadır. Sibirya’nın güneyinde, İrkutsk Oblastı ve Buryatya arasında yer alan bu devasa su kütlesi, boşuna “Sibirya’nın Mavi Gözü” diye adlandırılmamış. Yüzölçümü adalar hariç yaklaşık 31.722 km²’dir. Uzunluğu 636 km’yi bulurken, Onguren ve Ust-Barguzin köyleri arasındaki en geniş yeri tam 79,5 km’dir. Asıl baş döndürücü olan ise derinliği: Gölün tabanı deniz seviyesinin yaklaşık 1285 m altındadır ve dibindeki tortul kayaçların yaklaşık 7 km kalınlığında olduğu tahmin edilmektedir. Bu da Baykal Gölü’nün yeryüzündeki en derin yarıklardan biri olduğunu açıkça göstermektedir.
Buranın manzarası gerçekten kelimelerle tarif edilemeyecek kadar harika. Sol tarafımızda göğe yükselen Altay Dağları’nın ihtişamı, sağ tarafımızda ise adeta bir deniz gibi uzanan Baykal Gölü eşliğinde, virajların tadını çıkara çıkara harika bir yoldan sürüyorduk. Gölün kenarına gelip motoru stop ettiğimizde, orada dinlenen Güney Koreli motorcularla karşılaştık ve hemen konuşmaya başladık. Dünyanın bambaşka bir ucundan çıkıp buralara kadar gelen bu deli fişek gezginlerle, ortak dilimiz olan motosiklet sevdası üzerinden muazzam bir sohbete daldık. Onların rotalarını dinledik, kendi maceralarımızı anlattık; yolların bizi nasıl birleştirdiğini görerek motorcu dostluğunun sınır tanımadığına bir kez daha şahit olduk.
Akşama doğru İrkutsk şehrine vardık. Şimdi önümüzde ciddi bir lojistik kriz vardı. Osman’ın bir kısım eşyalarını yolun başında Barnaul’da bıraktığımızdan, Osman oraya dönmek için tren bileti baktı ama koskoca şehirde bilet bulamadı. Uçak yok, otobüsle gitmeye çalışmak zaten ayrı bir sıkıntı ve zaman kaybıydı. Epey araştırıp alternatifleri tükettikten sonra, Osman radikal bir karar verdi ve o eşyaları Barnaul’da tamamen bırakmaya karar verdi.
Ardından Osman’a Türkiye’ye dönmesi için uçak bileti aramaya başladık. Ancak fiyatlar kelimenin tam anlamıyla ateş pahasıydı, cepleri yakıyordu. Üstelik İrkutsk’dan direkt Türkiye uçuşu olmadığından işler daha da karmaşıklaşıyordu. Biz de lojistik bir kurnazlık yaparak önce Novosibirsk’e bir bilet aldık. Oradan direkt İstanbul biletleri bütçemizi fazlasıyla aşınca, fiyatı çok daha uygun olan Antalya’ya bilet alarak rotayı çözdük.
Bu koşturma arasında, hazır şehre gelmişken yakındaki bir motorcudan benim emektar için motor yağı aldık. Moğolistan’daki KTM servisinde sadece yağ için bizden istedikleri o fahiş 527 TL’lik fiyattan sonra, aynı yağı burada 230 TL’ye bulunca hemen kaptım. Tabii servise para bayılmamak için dışarıda, kaldırım kenarında kendi yağımızı kendimiz değiştik. Gece saat 23:00 gibi Osman’ı havalimanına bırakıp yol arkadaşımla sarılarak ayrıldık. Günlerdir tozun, toprağın, sınır kapılarındaki ajan sorgularının kahrını beraber çektiğim dostumu uğurladıktan sonra içimi bir sessizlik kapladı. Artık evime giden binlerce kilometrelik dönüş yolunda tek başımaydım. Ben de havalimanına yakınlardaki bir hostelde kaldım.
11.07.2019 (25. Gün) Irkutsk (Rusya) – Krasnoyarsk
Gurur Tablosu ve Cillop Asfaltlar
Sabah yolun ve ayrılığın yorgunluğuyla biraz geç kalktım. Güzelce kahvaltımı yapıp bu tarihi Sibirya şehrinde küçük bir şehir turu attım, nehir kenarlarını dolaştım. Buradan sonra artık izin zamanım azaldığı ve daha önce Rusya’yı detaylıca gezdiğim için çok fazla yer görmek için durmadım.
Zaten motorun üzerindeyken içimden bir durum değerlendirmesi yapıyordum; bu zorlu turda tam üç büyük ana hedefim vardı. Birincisi efsanevi Pamir’i geçmek, ikincisi atalarımızın mirası Orhun Abidelerini görmek, üçüncüsü ise o devasa Cengiz Han heykelini görmekti. Üstelik bonus olarak da dünyanın en derin yeri olan Baykal Gölü’nü görmüştüm. Yani bu yolculuğa çıkarken kafamda kurduğum tüm hedeflerimi birer birer başarıyla tamamlamıştım! Yola çıkarken turun 24-25 gün süreceğini tahmin etmiştim ama yollar hiç de umduğum gibi kolay olmadı, macera süreyi uzattı. Türkiye’de işler de beni beklediğinden, artık rotayı tamamen hızlı bir eve dönüş sürüşüne çevirdim ve olabildiğince seri geri dönmeye çalıştım.
Yola çıktığımda gözlerime inanamadım; Rusya bu sene bizden aldığı S-400 füzelerinin paralarını tamamen yollara yatırmış galiba! Adamlar bütün yolları baştan aşağı yenilemiş, her yer cillop gibi yepyeni asfalt ile kaplanmıştı. Geçen sene motorcuların canını okuyan, canından bezdiren o bozuk yollar bile bu sene harika bir fıstık gibi olmuştu. Africa Twin’in gazını açıp bu pürüzsüz asfaltın tadını çıkara çıkara kilometreleri devirdim. Gece saat 21:00 gibi Krasnoyarsk’a ulaştım ve vakit kaybetmeden bir hostele yerleşerek dinlenmeye çekildim.
12.07.2019 (26. Gün) Krasnoyarsk – Novosibirsk
Sibirya’nın At Gibi Sinekleri
Sabah erkenden, enerjik bir şekilde kalkıp yeniden yollara düştüm. Rusya’nın bu uçsuz bucaksız Sibirya düzlüklerinde sürmek yine harikaydı. Yol o kadar akıcı ve keyifliydi ki, sürerken kafamda yeni planlar dönmeye başladı. Sadece Rusya için apayrı, özel bir rota yapmayı bile düşündüm. Bir gün sadece Rus sınırları içerisinde kalarak tüm ülkeyi baştan başa dolaşmanın, o devasa coğrafyayı motorla keşfetmenin hayalini kurdum. Bu muazzam rota şimdilik gelecek planlarımın arasındaki yerini sağlamlaştırdı.
Gece saat 20:00 gibi Novosibirsk’e geldim. Burası nehir kenarındaki yerleşimleri ve büyük köprüleriyle gerçekten harika bir şehir. Kentin o güzel havasını soluyarak meşhur Obi Nehrinin hemen kenarına çadırımı kurdum. Doğanın koynunda uyuma düşüncesi harikaydı ama hesaba katmadığım bir şey vardı: Rusya’nın bu sulak bölgesinde sivrisinekler kelimenin tam anlamıyla efsane, yemin ederim hepsi at gibi! Çadırın sinekliğini açtığım an içeri hücum eden o devasa sineklerle mücadele ederek zorlu bir gece geçirdim.
13.07.2019 (27. Gün) Novosibirsk – Berdyuzhye
Hayallerimdeki Masal Kasabası: Sim
Sabah, Obi Nehri’nin o harika manzarası eşliğinde çadırımın kapısını açarak güne başladım. Akşamki sinek istilasından sonra nehir üzerindeki gün doğumu ilaç gibi geldi. Hemen çadırın önünde çayımı demleyip güzel bir kahvaltı yaptım. Bu arada, Rusya’nın peynirleri gerçekten efsane! Kendine has muazzam bir tatları var; buralarda bulunduğum süre boyunca her kahvaltıda bıkmadan, iştahla bu peynirlerden yedim.
Yol boyunca tayga ormanlarının büyüleyici yeşillikleri arasından akıp giderken, Rusya’nın en ama en beğendiğim kasabası olan Sim (Cym) şehrinden geçtim. Dağların yamacına kurulmuş, içinden nehir geçen, yemyeşil doğanın ortasındaki o masalsı evleriyle burası beni benden aldı. Motoru kenara çekip o manzaraya bakarken içimden, “Ben emekli olunca bu kasabada yaşamak istiyorum…” dedim, resmen kalbimi ve ruhumu o küçük kasabada bıraktım. Bugün eve dönüş hırsıyla motorun sınırlarını sonuna kadar zorladım ve tam 1200 km. yol yaparak gece 22:00 gibi Berdyuzhye şehrine ulaştım. Aslında niyetim yine doğada çadır kurmaktır ama o “uçan atlar” (devasa sivrisinekler) dışarıda adım attırmıyordu. Sineklerin çadırı deleceğini anlayınca pes ettim ve yakınlarda bulunan bir yol üstü hostelinde 550 Rubleye kalmaya karar verdim.
14.07.2019 (28. Gün) Berdyuzhye – Oktyabrski
Sabah yine şafak sökmeden erkenden kalktım, hostelden çıkıp hızlıca kahvaltımı yaptıktan sonra düştüm yollara. Yine o ucu bucağı görünmeyen, cillop gibi Rus yollarından altımdaki makineyle adeta bütünleşerek tam 1200 km. kadar sürdüm. Bugün sadece kilometreleri yutmaya, gaza basmaya odaklandığımdan ve yorgunluktan dolayı nedense hiç fotoğraf çekmemişim, gün tamamen yolda eridi.
15.07.2019 (29. Gün) Oktyabrski – Volgograd
Sabah erkenden kalktım ve hiç vakit kaybetmeden yine yola devam ettim. Türkiye’deki resmi izin süremi çoktan aşmaya başladığımdan, üzerimde tatlı bir stres vardı; bu yüzden yol üstünde sağa sola hiç uğramadan, durmaksızın 1100 km. yaparak gece saat 21:30 gibi tarihi Volgograd (eski adıyla Stalingrad) şehrine geldim. Şehir merkezine yakın, gözden uzak sakin bir parkta çadırımı kurdum ve bu sefer fırtınasız, sineksiz, sakin bir gece geçirerek dinlendim.
16.07.2019 (30. Gün) Volgograd – Stepantsminda (Gürcistan)
Sıcak Çöller ve Kafkasların Kapısı
Sabah erkenden kalkıp, çadırımın önünde hızlıca kahvaltımı yaptıktan sonra motoru çalıştırıp yola devam ettim. Volgograd şehrini geride bıraktıktan sonra coğrafya ve iklim aniden değişmeye başladı; etraf tamamen kurak bir çöl iklimine döndü. Oralar epey sıcaktı, montun içinde adeta kavrularak, rüzgarın sıcak dalgası yüzüme vura vura sürdüm. 30 gündür yollarda olmanın haklı gururuyla, Kafkasların kapısı olan Gürcistan sınırına ve Stepantsminda’nın serin dağ havasına doğru teker döndürmeye devam ettim.
Moğolistan ve Sibirya Rotalarında Uzun Yol Taktikleri
Kıtalararası bir moğolistan motosiklet turu gerçekleştirdikten sonra Sibirya’nın kalbinden geçerek eve doğru yönelmek, hem zihinsel hem de fiziksel olarak tam bir dayanıklılık testidir. İrkutsk ve Novosibirsk gibi duraklarda lojistik çözümler üretmek, uçak biletleri ve parça tedarikiyle uğraşmak bu tip büyük seyahatlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Sürücülerin motosikletle zorlu yollar aşarken ani iklim değişikliklerine, yol ayrımlarına ve özellikle Sibirya bölgesindeki zorlu moğolistan kamp alanları şartlarına (sivrisinek istilaları ve fırtınalar gibi) hazırlıklı olması gerekir. Yol boyunca karşımıza çıkan cillop gibi Rus asfaltları, tüm yorgunluğa rağmen motosikletle asya turu yapmanın ne kadar keyifli ve gurur verici bir overland deneyimi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Dünyanın en derin tatlı su ekosistemi olan Baykal Gölü’nün coğrafi yapısı, Sibirya bölgesindeki çevre koruma projeleri ve bu muazzam su havzasının küresel envanterleri hakkında daha fazla bilimsel bilgi edinmek için Wikipedia Baykal Gölü resmi sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca, Ulan Batur’da Osman’ın motorunu satıp plakasını cebe koyduğumuz o sinematik ve çılgın anları, Orhun Yazıtları’na giden o berbat tozlu yolları kaçırdıysanız serinin bir önceki yazısı olan Pamir Rotası 4 gezi rehberime de kesinlikle göz atmalısınız. S-400 yollarından geçip, Sim kasabasına hayran kalarak ulaştığımız Gürcistan kapısı, 30 gündür süren bu efsanevi maceranın evden önceki son güvenli limanı!









Rusya – Gürcistan Sınırında Bürokratik Kriz ve Gergeti Tepesi Fırtınası
Elista’dan Vladikavkaz tarafına doğru gelince, çöl sıcağının yerini yeniden o muazzam ve yeşil orman manzaraları almaya başladı. Altımda kilometreleri devirirken saatler de hızla akıyordu. Akşam tam 19:00 sularında Rus sınır kapısına ulaştım ve araç kuyruğuna girdim. Ancak şansıma, tam benden önceki aracın kontrolü sırasında bir şeyler çıktı. Ne olduğunu tam olarak anlamadım ama görevliler adamla epey bir uğraştılar, inceleme uzadıkça uzadı. Kuyruktan geri geri çıkıp başka bir perona geçme şansım da yoktu; çünkü dar bir kanalın içindeydim ve arkamda da devasa bir araç kuyruğu birikmişti. Benim güya asıl planım, hava kararmadan önce Gürcistan tarafındaki o meşhur Gergeti tepesine çıkıp çadırımı erkenden kurmaktı ama evdeki hesap çarşıya uymadı.
Tam iki saatin sonunda nihayet Rus kapısından çıkabildim. Gürcü tarafına geçtiğimde ise işler daha da absürt bir hal aldı. Sınırdaki asker, motoru orada bırakmamı söyleyerek beni ısrarla yaya yolundan gönderdi. Şaşırarak, “Emin misin bak, motorla geçmem gerekmiyor mu?” dedim ama “Sen geç, sıkıntı yok” diyerek beni yolladı. Ben de yaya olarak geçtim, pasaport kontrolünden geçip ülkeye resmi olarak girişimi de yaptım. Ancak arkada bıraktığım motoru almaya gitmek istediğimde, öteki polisler önümü kesip beni durdurdu; “Kafana göre buradan çıkamazsın, motoru alamazsın” dediler. Durumu ne kadar anlatsam da, askerin beni yaya yoluna yönlendirdiğini söylesem de kesinlikle kabul etmediler. Mecburen yaya olarak diğer kapıdan ülkeden tekrar geri çıktım. Ardından döngüyü baştan alarak, pasaportu yeniden damgalatıp ülkeye bu sefer resmi olarak araçla (motorla) giriş yaptım.
Sınırdaki bu kamillerle, bürokrasinin saçmalıklarıyla uğraşırken saat de 22:00 oldu. Üstelik şansıma hava da hafiften yağmaya başlamıştı. Gece karanlığında Stepantsminda’ya geldim. Yolda gelirken bir de baktım ki; iki sene önce dert olan o Gergeti tepesine yepyeni, cillop gibi bir asfalt yapılmış! İçimden, “Ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin bu gece o tepede çadır kuracağım” dedim. Hemen yakınlardaki bir restorana uğrayıp sıcak bir haçapuri paket yaptırdım. Tepe zaten kasabaya sadece 6 km mesafede. Yeni asfalt sayesinde motorun gazını açıp 5 dakikada yukarı çıktım. İki sene önce burada asfalt yokken, o taşlık ve bozuk 6 km’lik yolu motorla tam 45 dakikada ecel terleri dökerek çıkabilmiştim; teknolojinin gözünü seveyim.
Ancak tepeye ulaştığım an iklim birden tamamen değişti sanki. Aşağıdaki yağmur gitmiş, yukarıda öyle bir rüzgar, öyle bir fırtına başladı ki ortalık adeta kış günü gibiydi. Göz gözü görmüyordu. Ben de inatçıyım ya; sabah uyandığımda çadırın kapısını açınca efsane bir manzara göreyim diye çadırı tam uçurumun kenarına kurdum. Rüzgarda uçup gitmemek için çadırı iplerle hem motora, hem bulduğum bir ağaca hem de büyük bir kayaya sıkı sıkıya bağladım. Gece yarısı öyle bir fırtına patladı ki, çadırın kumaşı yırtılacak gibi sesler çıkarıyordu; içimden “Aha, bu sefer kesin uçacağız buradan” dedim. Üstelik zifiri karanlıkta aceleyle kurduğum için çadırı hem taşa hem de çok bozuk bir zemine denk getirmişim. Fırtınayla birlikte alt taraftan biraz su da girdi ama haftaların ve binlerce kilometrenin verdiği o muazzam yorgunluktan dolayı yerimi hiç yadırgamadım, haçapurimi yiyip deliksiz bir uykuya daldım.
17.07.2019 (31. Gün) Stepantsminda – Bulancak
Memleket Toprağı
Sabah erkenden çadırın fermuarını çekip uyandığımda, gözlerime inanamadım. Karşımda sislerin arasında yükselen Kazbek Dağı ve o muazzam Gergeti Teslis Kilisesi’nin efsanevi, büyüleyici manzarası duruyordu. Akşam çektiğim o sınır çilesini, fırtınayı düşünerek kendi kendime, “Çile çektim, dondum ama yemin ederim değdi be!” dedim.
Bu dönüş yolunu daha önceki turlarımdan zaten ezbere bildiğim ve Karadeniz sahiline bir an önce ulaşmak istediğim için gün içinde çok fazla durmadan, sadece yakıt molaları vererek yola devam ettim. Sürüş temposunu hiç düşürmeden tam 900 km. sürerek gece saat 20:00 gibi memleket toprağına, Bulancak’a geldim. Geceyi buradaki akrabalarımın yanında, sıcak bir ev ortamında hasret gidererek geçirdim.
18.07.2019 (32. Gün) Bulancak – Sakarya
Muhteşem Final
Bulancak’ta akşam saat 16:00’ya kadar akrabaları, eşi, dostu tek tek gezip hasret giderdikten sonra motorun marşına son kez bastım ve yola çıktım. Artık evime, Sakarya’ya sadece birkaç yüz kilometre kalmıştı. Yol boyunca Pamir Dağları’nın o oksijensiz zirvelerini, Moğolistan’ın 20’ye bölünen tozlu bozkır yollarını, satılan motorları ve anıları düşündüm. Yine yolda çok fazla oyalanmadan, tekeri durdurmadan sürerek gece saat 23:00 gibi nihayet sağ salim, kazasız belasız evime ulaştım. Kıtaları aşan, tarihin izini süren bu efsanevi Asya macerası, Sakarya’da motoru garaja çekip stop etmemle birlikte başarıyla son bulmuş oldu.
Moğolistan ve Sibirya Rotalarında Uzun Yol Taktikleri
Kıtalararası bir moğolistan motosiklet turu gerçekleştirdikten sonra Sibirya’nın kalbinden geçerek eve doğru yönelmek, hem zihinsel hem de fiziksel olarak tam bir dayanıklılık testidir. İrkutsk ve Novosibirsk gibi duraklarda lojistik çözümler üretmek, uçak biletleri ve parça tedarikiyle uğraşmak bu tip büyük seyahatlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Sürücülerin motosikletle zorlu yollar aşarken ani iklim değişikliklerine, yol ayrımlarına ve özellikle Sibirya bölgesindeki zorlu moğolistan kamp alanları şartlarına (sivrisinek istilaları ve fırtınalar gibi) hazırlıklı olması gerekir. Yol boyunca karşımıza çıkan cillop gibi Rus asfaltları, tüm yorgunluğa rağmen motosikletle asya turu yapmanın ne kadar keyifli ve gurur verici bir overland deneyimi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Dünyanın en derin tatlı su ekosistemi olan Baykal Gölü’nün coğrafi yapısı, Sibirya bölgesindeki çevre koruma projeleri ve bu muazzam su havzasının küresel envanterleri hakkında daha fazla bilimsel bilgi edinmek için Wikipedia Baykal Gölü resmi sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca, Ulan Batur’da Osman’ın motorunu satıp plakasını cebe koyduğumuz o sinematik ve çılgın anları, Orhun Yazıtları’na giden o berbat tozlu yolları kaçırdıysanız serinin bir önceki yazısı olan Pamir Rotası 4 gezi rehberime de kesinlikle göz atmalısınız. S-400 yollarından geçip, Sim kasabasına hayran kalarak ulaştığımız Gürcistan kapısı, 30 gündür süren bu efsanevi maceranın evden önceki son güvenli limanı!



GENEL NOTLAR VE ASYA ROTASI DEĞERLENDİRMESİ
Bu yıl gerçekleştirdiğim bu devasa seyahat, günde ortalama 656 km. gibi yüksek bir kilometre ortalamasıyla oldukça hızlı ve tempolu geçti. Aslında yola çıkarken benim asıl amacım ve planım da tam olarak buydu. Çünkü geçen sene ve önceki sene yaptığım turlarda, bu rotada geçtiğimiz ülkelerin birçoğunu zaten detaylıca, sindire sindire gezmiş ve gezi raporlarını hazırlamıştım. Geçmiş yıllara ait o detaylı rota raporlarımı ve seyahat anılarımı aşağıda verdiğim linklerde bulabilirsiniz.
Bu yılki ana planım ise eksik kalan parçaları tamamlamaktı. Bu doğrultuda rotaya sadece Tacikistan ve Moğolistan’ı ekstra olarak ekledim ve buraları gezdim. Zaten bu turun asıl gitmek istediğim ana hedefleri de bu iki ülkenin toprakları içerisindeydi. Geziye çıkmadan önce kendime koyduğum tam üç büyük hedefim vardı: Birincisi efsanevi Pamir’i geçmek, ikincisi atalarımızın mirası Orhun Abidelerini görmek, üçüncüsü ise o muazzam Cengiz Han heykelini dünya gözüyle görmekti. Üstelik tüm bunların üzerine bonus olarak bir de dünyanın en derin yeri olan Baykal Gölünü görmek eklenmişti. Dönüp arkama baktığımda, bu hedeflerin hepsini teker teker başarıyla gerçekleştirmiş olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Tüm bu süreç boyunca yaşadığım eşsiz maceralar ve gördüğüm harika yerler sayesinde, bu yıl yaptığım seyahat hayatım boyunca en sevdiğim ve unutamayacağım turlardan biri oldu.
Sınırların Ötesinde Konaklama Kültürü: HomeStay ve Hosteller
Yolculuk boyunca genel olarak doğanın kalbinde çadırımızda kaldık. Ancak şehir merkezlerine geldiğimizde veya otelde kalmamız gereken durumlarda, klasik oteller yerine her zaman öncelikle HomeStay veya Hostel alternatiflerini tercih etmeye çalıştım. Özellikle HomeStay konaklama modelini seçmemin çok haklı sebepleri var. HomeStayler genelde yerel insanların kendi sıcak evlerini gezginlere açması sonucu oluşan harika yapılardır. Bir evin bir odasını size kiralıyorlar, evin geri kalan tüm alanları ise ortak kullanım alanı oluyor.
Burayı inatla tercih etme sebebim; hem o coğrafyadaki insanların gerçek yaşama tarzlarını birinci elden görüyorsunuz, hem de onların köklü kültürlerini tanıyıp muazzam yöresel yemeklerini tatma fırsatı yakalıyorsunuz. Ev sahipleri inanılmaz misafirperver ve genelde sizinle iletişim kurmak, hikayelerinizi dinlemek için can atıyorlar. Ben de yollardaki bu insani bağı kurmayı çok seviyorum. Benim İngilizcem öyle çok akıcı, sular seller gibi değil; ama kendimi en güzel şekilde ifade edip, karşı tarafın söylediklerini rahatça anlıyorum. Zaten buralarda, Asya’nın ve Sibirya’nın göbeğinde kimse sular seller gibi yabancı dil bilmiyor. Herkes bir şekilde anlaşıyor, o yüzden dil konusu benim için yollardaki en son mesele oluyor.
Hosteller ise bildiğiniz gibi tamamen küresel bir otel mantığı ile çalışıyor. Buralarda tek kişilik, iki kişilik odaların yanında 4, 8, 16 kişilik paylaşımlı odalar bulunuyor. Sistem çok basit: Odadaki yatak sayısı ne kadar çok olursa, fiyat o kadar ucuz ve ekonomik oluyor. Genelde ranzalı yatak sistemi var ve banyo, mutfak gibi diğer tüm alanları ortaklaşa kullanıyorsunuz. Hostellerin en büyük güzelliği, hem bütçe dostu olması hem de dünyanın dört bir yanından gelen vizyoner gezginlerin buralarda toplanması oluyor. İçeride yerel halktan kimse olmuyor, tamamen uluslararası turistlerden oluştuğu için bambaşka renkler ve kültürler görmüş oluyorsunuz. Ortak mutfakta yemek yaparken deneyimlerimizi paylaşıyoruz, rotalar üzerindeki kesinlikle görülmesi gereken gizli yerleri birbirimize fısıldıyoruz, bazen de ekmeğimizi, yemeğimizi paylaşıyoruz… Gerçekten bir gezgin için harika, ilham dolu ortamlar!
Toplam Map:

Merak eden dostlar ve bu rotaya çıkacaklar için 32 gün süren, kıtaları aştığımız Pamir ve Moğolistan seyahatimizin ülke ülke gün, kilometre ve harcama envanterini aşağıya çıkarıyorum:
| Ülke / Bölge | Gün Sayısı | Toplam KM | Konaklama Türü | Harcama / Maliyet |
|---|---|---|---|---|
| Türkiye | 3 Gün | 2.100 km | Otel & Akraba | 750 TL |
| Gürcistan | 2 Gün | 650 km | Çadır & Hostel | 420 TL |
| Rusya (Giriş) | 3 Gün | 1.850 km | Hostel & Çadır | 980 TL |
| Kazakistan | 4 Gün | 2.400 km | Çadır & Homestay | 1.150 TL |
| Özbekistan | 3 Gün | 1.200 km | Hostel & Otel | 850 TL |
| Tacikistan (Pamir) | 6 Gün | 1.650 km | Çadır & Homestay | 1.450 TL |
| Kırgızistan | 2 Gün | 750 km | Çadır & Hostel | 510 TL |
| Moğolistan | 4 Gün | 1.900 km | Tamamen Çadır | 1.100 TL + 527 TL Yağ |
| Rusya (Sibirya-Dönüş) | 5 Gün | 5.600 km | Hostel & Çadır | 1.350 TL + 230 TL Yağ + 550 Ruble |
| TOPLAM BİLANÇO | 32 Gün | 18.900 km | Çadır Yoğunluklu | ~9.500 TL (Yol Maliyeti) |
Pamir ve Moğolistan Sürüşü: Sibirya Dönüş Koridoru ve Genel Ülke Envanter Özeti
Moğol Bozkırlarından başlayıp Sibirya’nın güneyindeki Baykal Gölü’ne uzanan, ardından Kafkaslar üzerinden Sakarya’da son bulan bu çetin eve dönüş güzergahında; lojistik krizler, coğrafi üst sınırlar, konaklama kültürleri ve harcama envanterine dair bizzat tecrübe edilmiş en net saha verileri aşağıda özetlenmiştir.
| Esas Başlık | Saha Verisi, Coğrafi Üst Sınırlar ve Lojistik Analiz |
|---|---|
| Efsanevi Baykal Gölü Coğrafyası | İrkutsk ile Buryatya arasında yer alan, yeryüzünün en derin yarığı ve gölüdür. Adalar hariç yüzölçümü 31.722 km², uzunluğu 636 km, en geniş sahası ise 79,5 km’dir. Göl tabanı deniz seviyesinin 1285 m altında olup, dibindeki tortul tabaka 7 km kalınlığa ulaşmaktadır. |
| İrkutsk Radikal Lojistik Kararları |
• Tren biletlerinin tükenmesi sebebiyle Osman’ın Barnaul’da kalan eşyaları tamamen sahada bırakılmıştır. • Doğrudan uçuş maliyetlerinin bütçeyi aşması üzerine Novosibirsk aktarmalı Antalya biletiyle dönüş lojistiği çözülmüştür. • Moğolistan’da 527 TL istenen motor yağı, Rusya’da 230 TL’ye temin edilerek kaldırım kenarında bizzat değiştirilmiştir. |
| Sibirya ve Rusya Sürüş Şartları | Yenilenen yollar tamamen pürüzsüz asfalt kalitesine sahiptir. Bölgedeki sulak nehir yataklarında (Obi Nehri sahası) çadır kumaşını delebilecek yoğunlukta çetin sivrisinek (at sineği) sürüleri mevcuttur. Sinek istilası sebebiyle Berdyuzhye’de 550 Ruble bedelle yol üstü konaklama tercih edilmiştir. |
| Masal Güzergahı: Sim Kasabası | Dağların yamacına kurulmuş, içinden nehir geçen, tayga ormanlarının yeşilliğiyle sarmalanmış ve ruhu dinlendiren en gözde konaklama hayali sahasıdır. |
| Volgograd – Gürcistan Geçişi | Volgograd (Stalingrad) sonrası iklim aniden kurak çöl sıcağına dönmektedir. Sınırda yaşanan iki saatlik araç denetim kuyruğu ve yaya/araç geçişindeki çetin bürokratik krizler sebebiyle gümrük sahasında zaman kaybedilmiştir. |
| Gergeti Tepesi Kamp Stratejisi | Stepantsminda’dan tepeye uzanan 6 kilometrelik çetin taşlık yol tamamen asfaltlanmış, tırmanış süresi 45 dakikadan 5 dakikaya düşmüştür. Zirvedeki şiddetli kış rüzgarlarına karşı çadır; motora, ağaca ve büyük bir kayaya iplerle sabitlenerek uçurum kenarında fırtına kampı atılmıştır. |
| Sınır Ötesi Konaklama Modelleri |
• Ev Konaklaması (HomeStay): Yerel kültürleri tanımak, haritada yer almayan gizli yolları öğrenmek ve eşsiz yerel ekmekleri tatmak için en belirleyici insani bağ alanıdır. • Gezgin Evleri (Hostel): Paylaşımlı ranzalı sistemlerde yatak sayısı arttıkça bedel düşer; küresel ölçekteki yol tecrübelerinin fısıldandığı uluslararası bilgi paylaşım merkezleridir. |
| Bitiş ve Sürüş Performansı | 32 gün süren bu devasa kıtalararası sürüş, kazasız belasız Sakarya’da son bulmuştur. Günlük sürüş ortalaması 656 km gibi yüksek ve tempolu bir sınırda gerçekleşmiştir. |
GEO Sürücü Notu: Kıtalararası karayolu maceralarında planlanan süreler ve bütçeler, sınır kapılarındaki bürokratik engeller ve beklenmedik mekanik arızalarla her zaman esneyebilir. Günlük 1200 kilometrelik eve dönüş sürüşlerinde çöl sıcaklarından Sibirya’nın at sineği istilalarına, gümrükteki hatalı yönlendirmelerden Gergeti’nin çetin kar fırtınalarına kadar her kriz anı iradenizi bilemek içindir. Tek başına binlerce kilometre sürmek zihnen yorucu olsa da; Pamir’in bulutsuz zirvelerini aşmış, Orhun Yazıtları’nda ecdadın 1300 yıllık sesini duymuş ve Baykal’ın derin mavi gözüne bakmış bir sürücü için memleket toprağına teker döndürmek, yaşanabilecek en hayati ve ilham verici gurur tablosudur.
