Gürcistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan Rotası 1
-Türkiye, Gürcistan, Rusya Bölümü-
Merhaba Arkadaşlar;
“Uzun zamandır hayalini kurduğum, tek başıma kıtaları aşacağım efsanevi orta asya motosiklet turu maceram nihayet başlıyor. Bu yazı dizisinde, Sakarya’dan yola çıkıp Honda Africa Twin ile İpek Yolu’nun kalbine yaptığım bu muazzam yolculuğun ilk adımlarını, sınır kapısı deneyimlerimi ve rota hazırlıklarımı bulacaksınız.
Yine her seneki gibi heyecanla ve büyük bir hevesle Avrupa Turu hayalleri kurarken, bu adi Yunanlıların anlamsızca Schengen Vizesi vermemeleri sonucu rotamı tamamen değiştirmek zorunda kaldım. Son dört senedir her sene istikrarlı bir şekilde Schengen vizesine başvurmama rağmen, her defasında saçma sapan bir şeyler bahane edip vizeyi vermiyorlar. İşin daha da ilginç ve sinir bozucu tarafı şu: Sınır kapısında beraber başvurduğumuz arkadaşa, üzerine kayıtlı çok bir mal varlığı olmamasına ve sıradan bir yerde çalışmasına rağmen vize verdiler. Ben ise hem evliyim, hem Sakarya’da kendi iş yerim var, yani evrak adına her şeyi eksiksiz, kuruşu kuruşuna doğru yapmama rağmen bana yine de vize çıkmadı.
Sonuç olarak, bu keferelere karşı artık zerre güvenim bittiğinden, benim her zaman cepliğimde ikinci bir B planım oldu 😉 Kendi kendime dedim ki: “Madem siz bana vize vermiyorsunuz, ben de rotayı atalarımızın topraklarına, Orta Asya’ya çeviririm!” Bu kararın ardından hiç vakit kaybetmeden hemen harita üzerinde yeni rota çalışmalarına başladım. Haritayı masaya açtım, büyük resmi inceledim ve bir de baktım ki; ülkeden vizesiz olarak Gürcistan ve Azerbaycan hariç neredeyse hiçbir yere giriş yapamıyorum. Eğer Türkiye – İran – Türkmenistan rotası üzerinden gitmeyi denesem, Türkmenistan vizesi almak İngiliz vizesinden bile katbekat daha zor olduğundan bu riskli seçeneği doğrudan es geçtim.
Ardından ikinci bir alternatif olarak Türkiye – Gürcistan – Azerbaycan (Elet) limanından gemi ile Kazakistan’ın Aktau limanına geçmeyi düşündüm ve hemen araştırmalara başladım. Hatta işi sağlama almak için Azeri tanıdık arkadaşları araya soktum. Ancak aldığım sonuçlar hiç de iç açıcı değildi; kargo gemisi tamamen dolmadan kesinlikle limandan kalkmıyorsa ve bu bekleme süresi limanda duruma göre üç gün de beş gün de sürebilirmiş. Üstelik fiyat olarak da motosiklet için 110 Dolar, yolcu kamarası için de 70 Dolar istiyorlardı; yani gidiş-düş toplamda 360 Doları bulan bir maliyet çıkıyordu. Parayı geçtim, geminin ne zaman keyif edip kalkacağı da cabasıydı. Nitekim benden sonra motosikletli iki arkadaş bu rotayı denediler ve Hazar Denizi’ni ancak bir haftada karşıya geçebildiler.
Lojistikteki bu belirsizlikleri görünce o zaman dedim ki; rotayı Rusya üzerinden yukarıya çevirelim. Tabii o dönem yaşanan meşhur uçak düşürme olayından sonra Rusya ile aramızda vize uygulaması olduğundan, pasaportları Sakarya’dan güvendiğim bir aracı firmaya teslim ettim. 190 Dolar karşılığında, başımızı ağrıtmayacak 29 günlük ve iki girişli Rusya vizesini sorunsuzca aldık. Şansımıza o dönem iki ülkenin arası iyi olduğundan vizelerimiz çok çabuk geldi ve bizden çok fazla bir evrak da talep etmediler.
Kafamızdaki o kabatasallak orta asya motosiklet turu rotasını ise şu şekilde sabitledik: Sakarya, Sarp Sınır Kapısı, Vladivkavkaz, Ufa, Çelyabinsk, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan.
18.07.2018 (1. Gün) Sakarya – Rize
İpek Yolu’na Doğru İlk Teker
Sabahın köründe, saat tam 04:30 gibi forumdan emre1981 nickli dostum Emre Kadınoğlu ile birlikte Sakarya’dan heyecanla yola çıktık. Serin bir sabah havasında otobandan giriş yapıp, Gerede sapağından çıktık. Karadeniz sahil yoluna bağlandıktan sonra usul usul, tempomuzu koruyarak yolumuza devam ettik. Önümüzdeki yol kilometrelerce uzandığı ve önceliğimiz sınır kapısına bir an önce varmak olduğu için, vakit kaybetmemek adına yol üstünde çok fazla bir yere uğramadan sadece yakıt ve temel ihtiyaç molaları verdik.
Aslında bu geziye çıkmadan önce bende Triumph Tiger Explorer 1200 vardı. Ancak Orta Asya’nın o sert coğrafyasında, bozuk zeminlerinde ve kumunda bana ciddi sıkıntı yaratacağını, hem de tek başıma kaldığımda kaldırması aşırı zor ve ağır bir motor olduğunu bildiğim için onu yolun başında sattım. Yerine, henüz 2400 km.de olan tertemiz, nokta hatasız 2016 model bir Honda Africa Twin aldım. Yol arkadaşım Emre’de ise bu zorlu yollara meydan okuyacak 2008 model efsanevi bir BMW R1200 GS var.
Orta Asya Rotalarında Motosiklet Hazırlıkları ve Vize Stratejileri
Kıtalararası bir orta asya motosiklet turu planlarken, sınır kapılarındaki bürokratik engelleri ve vize süreçlerini doğru yönetmek seyahatin kaderini belirler. Hazar Denizi gemi geçişlerindeki lojistik belirsizlikler veya Türkmenistan gibi kapalı ülkelerin zorlu vize prosedürleri karşısında Rusya üzerinden bir kuzey rotası çizmek, motosikletle asya turu yapan overland gezginleri için her zaman daha güvenli bir alternatiftir. Zorlu coğrafyalara doğru teker döndürmeden önce, rotanın ruhuna uygun Honda Africa Twin veya BMW GS gibi dayanıklı makineleri seçmek ve en ideal motosiklet kamp maceraları stratejilerini kurmak hayati önem taşır.
Tarihi ticaret yollarının kalbi olan ve rotamızın temelini oluşturan bu kadim coğrafyanın geçmişi, kültürel mirası ve ticari envanterleri hakkında daha fazla akademik bilgiye ulaşmak için Wikipedia İpek Yolu sayfasını inceleyebilirsiniz. Ayrıca, bu büyük 2018 Asya yolculuğuna çıkmadan önce, sonraki yıllarda bu tecrübelerle Moğolistan ve Pamir dağlarında verdiğimiz o efsanevi mücadelelerin tüm detaylarını incelemek için serinin diğer ayağı olan Pamir Rotası 5 gezi rehberime de kesinlikle göz atmalısınız. Sakarya’dan çıkıp Rize’ye kadar tek nefeste sürdüğümüz bu ilk gün, İpek Yolu’nun o gizemli ve zorlu coğrafyasına adım atmadan önceki en konforlu kilometrelere sahne oluyor!
Sakarya’dan çıkmadan hemen önce, altımdaki Africa Twin’in göstergesindeki kilometre tam olarak :

Her zaman Karadeniz’e gittiğimde mutlaka uğradığım Samsun / Çarşamba’daki Galip Usta pide salonu, buranın karışık pidesini tavsiye ederim. Adresi de bu : https://www.google.com/maps?q=loc:41.1979595,36.7273286

Biraz tempolu sürerek gece 9,30 gibi ilk kamp alnımız Rize /Ağaran Şelalesinin dibine kampımızı kurduk.Buraya gelmeden önce Rize’de erzak falan alıp şelalenin dibinde akşam yemeğimizi de yedik.
19.07.2018 (2. Gün) Rize – Stepantsminda (Gürcistan)
20 Lari Kâr Ederken Gelen Ceza
Sabah 7:30 gibi kalkıp drone ile de çekimlerimizi yaptıktan sonra yola koyulduk. Ağaran Şelalesi’nden merkeze, Çayeli’nde kahvaltı için yer aradık, küçük bir kafe görüp durduk. Hemen tost falan söyleyip yemeye başladık. Sahibi ile muhabbet ederken laf lafı açtı, laf gezi bütçesine geldi. Ben de 7 yıldır sigara parasını biriktirip o para ile gezdiğimizi söyledim. “Aaa ben seni haberlerde gördüm, senden örnek alıp ben de sigarayı bıraktım” dedi. “Bu haber mi?” diyip YouTube’dan haber videosunu açtım, onu görünce bayağı bir şaşırdı.
Ben de bu haberin bir kişiye sigarayı bıraktırdığını öğrenince epey mutlu oldum. Bu haberi kabul etmemin de en büyük sebebi buydu. ”Bu haber sayesinde bir kişi bile sigarayı bırakırsa o bana yeter” demiştim. Bir 90 km. gidip Sarp sınır kapısına geldik, çok fazla beklemeden sınır kapısını geçtik.
Gürcü tarafındaki memur elimize bir kağıt tutuşturup “bunu yaptırın” dedi. Kağıda baktım, motosiklet için trafik sigortası yazıyor. 15 günlük sigorta 20 Lari. Dedim, “Anadolu çocuğu yer mi bunu, zaten bir gün kalıp çıkacağım gerek yok sigortaya, 20 Lari kâra geçelim” dedim. Çıkışın karşısındaki sigortacılar üşüştü başımıza “Abi sigorta yapalım“ diye, dedim “Gerek yok koçum, biz Türk’üz bize bir şey olmaz” adam da bana anlamlı anlamlı baktı. “Neyse boş ver” dedik, çıktık yola.
Zestafoni’de yol üzerinde bu kafede geçen sene de haçapuri yemiştim, buranın haçapurisi mükemmel (Koordinat: 42°06’44.7″N 43°02’15.8″E). Gürcistan’ı geçen sene epey gezdiğimden, hiç sağa sola takılmadan; Batum, Poti, Samtredia, Zestafoni, Mtsheta rotasını izleyerek, akşam 21:00 gibi, toplamda 620 km. yaparak Kazbegi Dağlarındaki Rus sınır kapısı köyü Stepantsminda’ya geldik. Köyün hemen çıkışında ilk köprüyü geçince bir sırt var, oraya çadırımızı kurduk. (Çadır kurmak için alan koordinatı: 42.6638822,44.6414431)
Gece yol bizi yorduğundan bir çay demledik, yorgunluğumuzu biraz atıp yattık. Gece burası epey soğuk oluyor, demedi demeyin burada kamp atacaksanız mutlaka içlik falan getirin.
20.07.2018 (3. Gün) Stepantsminda – Georgiyevsk (Rusya)
Erol Taş Bakışı ve Rusya’ya Kaçış
Sabah uykuyu biraz fazla kaçırıp 9:30 gibi uyandık, yakın bir kafede kahvaltımızı yapıp yola çıktık. Sınır kapısı Stepantsminda’ya 15 km. uzakta. Yollar bildiğiniz Gürcistan yolları, bunu anlatmayacağım bile. Saat 10:00 gibi nihayet Rusya sınırına geldik. Buraya kadar güle oynaya geldik ama zaman geçtikçe suratımız düşmeye başladı.
Gürcü sınırından çıkarken memur benden sigorta evraklarını istiyor, tabii ben şok! “Dedim unutmadınız mı bunu?” Damarlarımda akan kan itibarıyla ben salağa yatıyorum tabii, memur hala “insurance, strakhovaniye” diyip duruyor, biz Emre ile birbirimize bakıp hala salağa yatıyoruz. En son memur bize sigorta evrağı gösterdi, baktık çıkış yok, yaptırmadığımızı söyledik. Bize bir Erol Taş bakışı atarak “bekle” dedi, hemen önündeki yazıcıdan tertemiz ceza makbuzu çıkardı; 100 Lari bana, 100 Lari Emre’ye! “Gidin şimdi bankaya bunu ödeyin” dedi. Biz yine uyanıklık yapıp “biz ödemeyiz” diyip, sınırın Rusya tarafına geçtik.




Rus Sınırında Ajan Sorgusu ve “Cafer Bez Getir” Dakikaları
İşler buraya kadar yine iyiymiş meğer… Gürcü sınırından çıkıp Rus sınırına gelince önümüzde epey bir araç sırası olduğunu gördük. Biz motosikletli olmanın avantajıyla hemen öne geçtik ama gümrükteki görevliler sert bir tavırla “Bekleyin” dediler. Bir yarım saat, kırk beş dakika kadar motorların üzerinde ne olacağını bilmeden öylece bekledik. Sonunda bir memur geldi; bizimle birlikte orada bulunan 6 kişilik bir Türk dağcı grubunu ve bizi alıp gümrük binasının içindeki kuytu bir odaya götürdü. İşte o an içimden, “Eyvah, şimdi Cafer de bez getirebilir, durum ciddi” dedim.
Herkesi tek tek, sıra ile o gizemli odaya alıp adeta çapraz sorguya almaya başladılar. Sonradan bizi odaya götüren kişinin sivil bir Rus ajanı olduğunu öğrendik; adam çat pat Türkçe de biliyordu. Dağcı grubundaki Mustafa arkadaşımız da içeride duruma göre çevirmenlik yaparak bize yardımcı oluyordu. İşin can sıkıcı tarafı, odaya giren bir kişi en az 40 dakikadan önce dışarı çıkamıyordu. İçeride kaldıkları süre boyunca adama dünyaları soruyorlardı. Neyse, koridorda beklemekle geçen epey bir sürenin ardından nihayet sıra bana da geldi ve odaya adımımı attım. Karşımdaki ajan sisteme parmaklarını koymuş, gözlerini dikmiş peş peşe sormaya başladı:
— Adın ne?
— Türkiye’de ne iş yapıyorsun?
— Daha önce Rusya’ya geldin mi?
—Tam olarak nerede yaşıyorsun?
— Eşin ne iş yapıyor?
— Eşinin doğum tarihi ne?
— Ailende ya da sülalende asker var mı?
— Çocuk var mı?
Bunun gibi akla hayale gelmeyecek bir dünya kişisel soru sordular ve verdiğim her cevabı tek tek bilgisayar sistemine kaydettiler. Hatta işi o kadar abarttılar ki, cebimdeki telefonun IMEI numarasını bile isteyip sisteme işlediler.
Tam dört buçuk saat boyunca sınır kapısında gümrükle ve sorguyla uğraştıktan sonra ancak çıkabildik. Meğer Rusya topraklarına ilk defa giriş yapan bütün yabancılara istisnasız aynı prosedürü uygulayıp aynı soruları soruyorlarmış. Biz içeride beklerken aynı şekilde gelen bir Kazak grubunu da tıpkı bizim gibi sert bir sorguya çektiler. Eğer bu rotayı kullanarak Rusya’ya ilk defa girecekseniz hiç korkmayın; bu olay herkesin başına geliyormuş. Sadece gümrükten geçiş planınızı ve zamanlamanızı bu saatleri hesaba katarak yapın, yeter.
Gürcü tarafında sigortasızlıktan canımız yanıp ceza makbuzunu yiyince, bu sefer aynı hataya düşmemek için Rus kapısından çıkar çıkmaz ilk işimiz sınırın hemen dibinde bulunan ilk sigortacıya dalmak oldu. Hemen 30 günlük Rus trafik sigortamızı yaptırdık. Bu zorunlu hamle de bize 1200 Ruble, yani yaklaşık 20 Dolar’a patladı.
Georgiyevsk Yolunda Huzurlu Gece ve İlk Rusya Kampı
Sağ salim sınırı ve o ajan sorgusunu geride bıraktıktan sonra, yaklaşık 30 km. ilerideki Vladikavkaz şehrine ulaştık. Hemen karşımıza çıkan ilk AVM’ye girerek hem açlıktan kazınan karnımızı doyurmak için bir şeyler yedik hem de dünyayla iletişim kurabilmek adına internet için yerel bir sim kart aldık. Yola çıkmadan önce evde yaptığım detaylı araştırmalar sayesinde, bu bölgede en geniş kapsama alanına ve hızlı internete sahip operatörün MTC olduğunu biliyordum; direkt onun bayisine gittik. 20 GB internet paketli sim kart karşılığında 600 Ruble ödedim. Bu da o dönemin parasıyla 58 TL gibi bir şeye denk geliyor sanırım.
Sınır kapısından itibaren altımızdaki makinelerle toplamda 235 km. yol yaptıktan sonra, Georgiyevsk yakınlarında tam kamp atmalık, harika bir göl kenarı bulduk. Vakit kaybetmeden motorları dikip hemen çadırlarımızı kurduk. Vladikavkaz’dan buraya gelene kadar yol boyunca yol üstündeki ufak ve şirin Rus köylerinden geçtik; buralardan sürmek gerçekten gayet keyifli ve dinlendiriciydi. hayatımda ilk defa Rusya topraklarına geldiğimden dolayı içimde epey bir heyecan vardı. Ne de olsa her yeni ülke; yepyeni kültürler, farklı yaşam tarzları ve ömür boyu unutulmayacak çok güzel hatıralarla dolu bir dünyanın kapısını aralıyor. Akşam saat 20:00 gibi çadırlarımızı tamamen hazır hale getirip göl kenarında akşam yemeğimizi de yedikten sonra, günün tüm yorgunluğuyla kendimizi tulumların içine bırakıp güzelce uyuduk. Kamp alanımız gerçekten çok keyifli ve güvenliydi, yolu bu taraflara düşecek olan dostlar için tam koordinatı şuraya bırakıyorum: 44.1429658,43.4902996
Sınır Kapılarında Motosiklet Sigortası ve Lojistik Taktikler
Büyük bir orta asya motosiklet turu hedefiyle yola çıktığınızda, sınır geçişlerindeki yasal prosedürleri hafife almak bazen bütçenizi sarsacak sürpriz cezalara yol açabilir. Sarp Sınır Kapısı’nı geçtikten sonra Gürcistan topraklarında zorunlu olan 20 Lari’lik motosiklet trafik sigortasını yaptırmamak, çıkış kapısında 100 Lari’lik bir ceza makbuzu olarak karşınıza dikilebilir. Sürücülerin motosikletle asya turu yaparken yerel polis denetimlerine ve gümrük kurallarına dikkat etmesi, sorunsuz bir sürüş için kritik önem taşır. Kazbegi Dağları’nın o serin eteklerinde ve Stepantsminda yakınlarında planlanan motosiklet kamp maceraları için doğru ekipman seçimi ne kadar hayatiyse, sınır ötesi bürokrasiyi doğru yönetmek de o kadar elzemdir.
Gürcistan’ın coğrafi yapısı, Kafkaslar üzerinden Rusya’ya bağlanan sınır yollarının güncel envanterleri ve Asya ticaret yolları hakkında daha kapsamlı coğrafi detayları öğrenmek için Wikipedia İpek Yolu harita envanterlerini inceleyebilirsiniz. Ayrıca, bu cezalı Gürcistan macerasına ve Rusya kapısına dayanmadan hemen önce, Sakarya’dan o sabahın köründe nasıl bir heyecanla yola çıktığımızın tüm başlangıç detaylarını görmek için serinin ilk adımı olan Orta Asya Motosiklet Turu 1 giriş yazıma da kesinlikle göz atmalısınız. Gürcü memuru arkada bırakıp uyanıkça Rusya topraklarına daldığımız bu an, 14.500 kilometrelik devasa İpek Yolu serüvenimizin en adrenalin dolu kırılma noktası!
21.07.2018 (4. Gün) Georgiyevsk – Volgograd
Rusya Tarzı Yakıt Alımı ve “Kacca” Maceraları
Sabah 07:30 gibi kuş cıvıltıları ve gölün sakinliği eşliğinde uyandık. Hemen yakındaki yerel bir bakkaldan aldığımız taze peynir ve salam eşliğinde, ocağımızda güzelce çay demleyerek kahvaltımızı yaptık. Yola çıkmadan önce bu harika kamp alanını ve göl manzarasını hafızaya kazımak için drone ile de havadan güzelce çekimlerimizi tamamladık. Çadırlarımızı titizlikle toplayıp motorlara yükledikten sonra, tekeri tekrar yola doğru döndürdük.
Rusya’da geçirdiğim süre boyunca neredeyse hiç otoban kullanmadık; ya navigasyon bizi sokmadı ya biz bir şekilde giremedik ya da buralarda gerçekten otoban yok. Haritada kalın sarı renkte, ana yol olarak görünen yollar bile sürekli olarak irili ufaklı köy içlerinden geçiyor. Üstelik ülkede o kadar muazzam bir demir yolu ağı var ki, geçtiğimiz hemen her ilçede ya da köyde mutlaka bir demir yolu geçidine (hemzemin geçit) denk geliyorsunuz. Haliyle her geçitte mecburen yavaşlamak zorunda kalıyoruz.
Böyle ağır usul, tempomuzu koruyarak yola devam ederken, yol üstünde polis bizi durdurdu. İçimden, “Neyse, sigortamız dahil her şeyimiz tam, korkacak bir şey yok” dedim. Polis yanımıza gelip bize Rusça bir şeyler sordu. Biz hiçbir şey anlamayıp kamil kamil adamın suratına bakınca, bizim yabancı olduğumuzu ve dil bilmediğimizi anladı. Uğraşmak istememiş olacak ki, eliyle “De hadi gidin” der gibi bir işaret yaptı. Biz de içimizden “İsa seni korusun” diyip gazı açtık ve yola devam ettik.
Yol üstünde Arzgır yakınlarında bir petrole giriş yaptık. Motorları yanaştırıp her zamanki alışkanlıkla pompacının gelmesini bekledik ama gelen giden yok. Meğer Rusya’da bizim bildiğimiz anlamda pompacı sistemi yokmuş; herkes kendi işini kendi görüyor. Sistemin kuralı şu: Önce içeri girip “Kacca” (Kassa/Kasa) yazan yerdeki görevliye parayı nakit veya kartla veriyorsun, onlar içeriden parana göre pompayı limitliyorlar, sonra sen dışarı çıkıp benzini kendi elinle dolduruyorsun.
Rusya’da net olarak şunu gördüm ki; büyük şehirlerin dışındaki taşrada kimse tek kelime bile İngilizce bilmiyor, dil seviyeleri belki bizden bile çok daha aşağıda. Petrolde kasadaki kadına uzatıp 1000 Ruble veriyorum; “Ninety-five oktan benzin” diyorum, kadın boş gözlerle hala bana bakıyor. Dışarıdaki motoru gösteriyorum; “Pomp two, full” diyorum, kadın yine anlamayıp bana bakmaya devam ediyor. En son el kol hareketleriyle durumu çözünce kadın bir “Heee” diyip pompayı içeriden açıyor.
Bu ilk amatör benzinlik deneyiminden sonraki yakıt alımlarında rotamız boyunca hep Lukoil firmasını tercih ettik. Lukoil istasyonlarında hem yakıt kalitesi gözle görülür şekilde arttı hem de çalışanlar kurumsal oldukları için bizimle gayet anlaşılır ve kibar şekilde iletişim kurdular. Bu yüzden Rusya seyahatim boyunca yolumun düştüğü her yerde Lukoilleri tercih ettim. (Not: Firmayla bir bağım yoktur, kesinlikle gizli reklam içermez )
Rusya Taşra Rotalarında Sürüş Kültürü ve Akaryakıt Lojistiği
Geniş bir coğrafyayı kapsayan orta asya motosiklet turu esnasında Rusya’nın taşra yollarında sürmek, sürücülere farklı bir yol kültürü ve lojistik alışkanlıklar kazandırır. Ana yolların bile köy içlerinden geçmesi ve sıklıkla karşımıza çıkan demir yolu geçitleri, motosikletle asya turu yaparken sürüş hızını ve günlük menzili doğrudan etkileyen unsurlardır. Akaryakıt istasyonlarındaki self-servis “Kacca” ödeme sistemi ve taşradaki dil bariyeri, overland gezginlerinin pratik iletişim becerilerini geliştirmesini zorunlu kılar. Georgiyevsk ile Volgograd arasındaki bu rotada, sürücülerin kurumsal yakıt istasyonlarını tercih etmesi hem motor sağlığı hem de sorunsuz motosiklet kamp maceraları için kritik bir stratejidir.



Kiril Alfabesiyle İmtihan ve “Görsel Hafıza” Navigasyonu
Rusya’da sürerken yaşadığım en büyük ve zorlu sıkıntılardan biri de kesinlikle yol tabelaları oldu. Telefonun şarjı yollarda çok çabuk bittiği ve daha da önemlisi cihaz aşırı sıcaktan dolayı kendini sürekli kapattığı için telefondan öyle haritayı, navigasyonu rahat rahat açıp süremiyorduk; mecburen tamamen tabelalara bakarak yönümüzü bulmaya çalıştık. Ancak tabelaların hepsi istisnasız Kiril alfabesi ile yazıldığından ilk başlarda hiçbir şey anlamıyorduk.
Bu sorunu çözmek için kendime dâhice bir yöntem geliştirdim: Önce internetin çektiği bir yerde Google Maps’ten gideceğimiz şehrin Rusça yazılışını buluyordum, daha sonra o ismin harf harf görüntüsünü resmen kafama kazıyordum. Mesela Volgograd’ın Kiril alfabesindeki gerçek yazılışı “Волгоград” şeklindeydi; ben bunu hafızama alıyor, yolda giderken tabelalarda “bonrorpaA” gibi okuyor ve ona göre doğru yolu buluyordum. Okuma yazmayı yeni öğrenen çocuklar gibi harfleri şekil olarak eşleştirerek koca Rusya’yı boydan boyda geçiyorduk.
Rusya’nın Göbeğinde Bir Antalya Plakası: YBR 125 ile Japonya Yolculuğu
Elista yakınlarında pürüzsüz asfalt üzerinde tempomuzu koruyarak giderken, uzaklarda üzeri tıka basa, full yüklü bir küçük motosiklet dikkatimi çekti. Merakla biraz daha yaklaşıp arkasına bakınca gözlerime inanamadım; karşımda duran motor 07 (Antalya) plakalıydı! Hemen sağa çekip selamlaştık; meğer İbrahim Yaman isimli bir Türk kardeşim emektar Yamaha YBR 125’i ile ta Antalya’dan çıkıp Japonya’ya gitmek için yola koyulmuş. Yolda bazı aksilikler ve olaylar gelişince rotasını değiştirip Rusya’da gezmeye karar vermiş. Yolun ortasında, evimizden binlerce kilometre uzakta bu çılgın Türk gezginle karşılaşmak bize muazzam bir moral oldu. Yol kenarında bir süre ayaküstü derin bir muhabbet ettikten sonra birbirimize tekeriniz düz bassın diyerek yola devam ettik.
Kalmukya bölgesinde Ketchenery yakınlarına geldiğimizde hem motorları dinlendirmek hem de nefes almak için ufak bir mola verdik. Mola esnasında bozkırın ortasında muazzam bir anıt ve at figürleri gördük. Manzara o kadar güzeldi ki, hemen yanına gidip hatıra fotoğrafı çekildik; hatta bu fotoğraf sonradan benim uzun süre sosyal medyadaki profil resmim oldu Anıttaki şahane at figürlerini görünce, altımdaki emektar “AT”ı (Africa Twin) da hemen yanlarına götürdüm, asil atların yanına benim demir at da çok yakıştı.
Avrupa’nın Kıyısındaki Budist Moğollar: Kalmukya Özerk Cumhuriyeti
İçinden geçtiğimiz bu bölge, Rusya Federasyonu’na bağlı olan Kalmukya Özerk Bölgesi’ydi. Buranın en dikkat çeken coğrafi ve kültürel özelliği; coğrafi olarak Avrupa topraklarına en yakın, hatta Budizm’in en yaygın din olduğu Avrupa’daki tek bölge olmasıymış! Zaten sınırlarından içeri girip bölgeye yaklaştıkça insan kendi kendine “Yahu ben nereye geldim böyle?” dedirtiyor. Sürerken etraftaki insanların çehresi birden değişiyor, herkes bildiğimiz Moğollara benziyor ve uçsuz bucaksız bozkırlarda yılkı atları her yerde özgürce koşuyor.
Bu sıra dışı coğrafyayı merak edenler için ufak bir Wikipedia bilgisi eklemek isterim: Kalmukların ataları olan Oyratlar, Güney Sibirya steplerindeki İrtiş Nehri kıyılarından Aşağı Volga bölgesine 1630 yıllarında göç etmişlerdir. Volga deltası üzerinde, kuzeyde Saratov’dan güneydeki Astrakhan’a kadar uzanan bu geniş steplere yerleşmiş ve burada bağımsız Kalmuk Hanlığı’nı kurmuşlardır. Yerleşmelerinden yaklaşık 25 yıl sonra Kalmuklar resmi olarak Rus Çarına bağlanmışlardır. Ruslarla yaptıkları stratejik anlaşma gereği; Rusya’nın güney sınırını diğer göçebelere karşı koruma karşılığında, Rus sınır yerleşimlerinde serbestçe ticaret yapma ayrıcalığı kazanmışlardı. Ancak bu bağlılık tarihte daha çok sembolik kalmıştır.
Kalmuk hanları genellikle “Göçebelerin Büyük Yasası” (Iki Tsaadzhin Bichig) adını verdikleri kendi yerel kurallarına göre tam bir özerklik ve kendi kendine yönetim uygulamışlardır. Ancak 18. yüzyılın ortalarına doğru Ruslar Kalmukların iç işlerine daha fazla karışmaya başlar. Bunun üzerine 1770 yılında son Kalmuk hanı olan Ubashi Han, halkını toplayarak anavatanları Cungarya’ya geri götürme kararı alır. Yaklaşık 168.080 kadar Kalmuk, Ubashi Han’ın liderliğinde Orta Asya’nın diğer ucundaki vatanlarına doğru zorlu bir dönüş yoluna çıkar. Yolda ezeli düşmanları olan Kazaklar ve Kırgızlarla savaşan, bir taraftan da bozkırda açlık, hastalık ve susuzluğa maruz kalan Kalmukların ne yazık ki büyük bir çoğunluğu yollarda can verir.
Aylarca süren bu ölümcül ve zorlu yolculuğun sonunda yalnızca 66.073 kadar Kalmuk, Mançular’ın denetimindeki Sincan bölgesine ulaşmayı başarır. Bu büyük göçün ardından Çariçe Katerina, Rusya’da kalan boş toprakları görerek Kalmuk Hanlığı’nı tamamen fesheder ve bölgeyi Astrakhan valisine bağlar. Rusya’da kalmayı tercih eden Kalmuklar sonraki büyük savaşlarda Rusya adına sadakatle savaşmış ve zamanla göçebe hayatı bırakıp yavaş yavaş yerleşik bir yaşam tarzını benimsemişlerdir.
Ekim Devrimi’nden sonra çoğu Rusya’daki Beyaz Ordu saflarında çatışan Kalmuklar, savaş kaybedilince kitleler halinde yurtdışına kaçar. Kalmuk diasporası Türkiye’de de bir süre mülteci olarak kaldıktan sonra; Yugoslavya, Bulgaristan, Çekoslovakya ve Fransa’ya dağılır. Sovyet yönetimi ise geride kalan yerel Kalmukları çok sert bir şekilde cezalandırmış, on binlercesini acımasızca idam etmiştir. Kalmukya, 4 Kasım 1920’de Sovyetler Birliği içinde özerk bir bölge olarak ilan edilir; 1935’te ise tamamen özerk bir cumhuriyet statüsü kazanır.
Stalin döneminde bölgedeki tüm Budist manastırlar acımasızca kapatılır; bin yıllık Kalmuk dini metinleri meydanlarda yakılır; 1932-1933 yılları arasındaki sert kolektivizasyon (ortaklaştırma) döneminde yaklaşık 60.000 Kalmuk insanı açlıktan kırılır. II. Dünya Savaşı sırasında ise Kalmukya toprakları Nazi işgaline uğrar. 1943’te Sovyet Kızıl Ordusu bölgeyi geri aldığında Stalin; Nazilerle iş birliği yaptıkları gerekçesini öne sürerek istisnasız tüm Kalmuk halkının Orta Asya ve Sibirya’nın buzlu topraklarına sürülmesini emreder. Nüfusun neredeyse yarısı daha sürgün yolunda, geriye kalanların büyük bir bölümü de Sibirya’nın dondurucu çalışma kamplarında hayatını kaybeder. Ancak Stalin’in ölümünün ardından, 1957’de Kruşçev’in çıkardığı özel izinle hayatta kalanlar nihayet öz vatanlarına geri dönebilmiştir. 1958’de Kalmukya, yeniden özerk bir Sovyet Cumhuriyeti olur. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra da günümüzde hala Rusya Federasyonu’na bağlı özerk bir cumhuriyet olarak varlığını gururla sürdürmektedir.
Volgograd’da “No Svinina” (Domuz Eti) Operasyonu ve Hostel Konforu
Bugün altımızdaki makinelerle toplamda 610 km. sürerek akşam saat 18:00 gibi tarihi Volgograd (eski adıyla Stalingrad) şehrine giriş yaptık. Hem günlerin yorgunluğunu üzerimizden atmak, sıcak bir duş almak hem de sırtımız biraz dinlensin, kendimize gelelim diye bu gece kendimizi hafifçe şımartarak çadır yerine hostelde kalmaya karar verdik. Hemen telefonlardan Booking uygulamasına girerek hostel aramaya başladık; şehir merkezine oldukça yakın konumda bulunan “Hostel Centre” isimli çok uygun ve temiz bir yer bulduk. Vakit kaybetmeden gidip kişi başı sadece 350 Ruble gibi çok komik bir ücret karşılığında, 8 yataklı paylaşımlı yatakhane odasından iki yatak kiraladık. Sıcak duşumuzu alıp yolun tüm tozunu üzerimizden attıktan sonra kendimizi hafiflemiş hissederek küçük bir şehir turuna çıktık.
Günlerdir yollarda “Hep konserve, hep hazır yemek nereye kadar?” diyip, bu akşam kendimize güzel bir ziyafet çekmek için şık bir restorana oturduk ve güzel birer et siparişi verdik. Tabii Rusya’da dini hassasiyetlerimizden dolayı domuz eti istemediğimi anlatmaya çalışırken epey bir zorluk çektim, kadınlar İngilizce bilmediği için birbirimizin yüzüne bakıyorduk. En son Google Çeviri’den domuz etinin Rusça karşılığına baktım; yazılışı “свинина”, okunuşu ise “svinina” şeklindeydi. Bu kelimeyi öğrenince işler çok kolaylaştı; restoranda veya markette bir şey alacağım zaman garsona direkt net bir şekilde “No svinina!” diyordum. Onlar da hemen gözlerini açıp kafalarıyla onaylayarak, “Heee, müsülman?” diye soruyorlardı. Ben de gülerek “Evet” deyince iş ok oluyor, bize hemen dana veya kuzu etini güvenle getiriyorlardı. Rusya boyunca tüm yemek krizlerini bu sihirli kelimeyle çözdük.
Masaya gelen efsane et ziyafetinin ardından hesap toplamda 2200 Ruble gelince içimden hafifçe bir “Peeehhh, iyi hesap geldi” dedim ama neyse… Kaç gündür yollarda kuru peynir ve tatsız konservelerden gerçekten bıkmıştık, bu ödülü fazlasıyla hak etmiştik Akşam saat 22:00 gibi yürüyerek merkezdeki hostelimize döndük, yataklarımıza uzanıp günü son derece mutlu, huzurlu ve karnımız tok bir şekilde keyifle kapattık.
Rusya İç Hatlarında Kiril Tabelaları ve Kültürel Uyum Stratejileri
Uluslararası bir orta asya motosiklet turu gerçekleştirirken, Rusya Federasyonu’na bağlı Kalmukya gibi özerk cumhuriyetlerden geçmek sürücülere eşsiz bir kültürel deneyim sunar. Taşra yollarında navigasyon cihazlarının aşırı ısı nedeniyle kapanması durumunda Kiril alfabesiyle yazılmış tabelaları görsel hafıza teknikleriyle analiz etmek, motosikletle asya turu yapan overland gezginlerinin geliştirmesi gereken temel bir hayatta kalma becerisidir. Yol boyunca karşılaşılan farklı dini hassasiyetleri ve dil bariyerlerini yerel dildeki “svinina” gibi kritik kelimelerle yönetmek, restoranlarda ve konaklanan motosiklet kamp maceraları duraklarında konforu doğrudan artırır. Volgograd gibi büyük merkezlerde bütçe dostu hostel şemalarını (Schema) kullanmak, hem bütçe yönetimini dengeler hem de seyahatin sürdürülebilirliğini sağlar.
Kafkasya’dan Volga nehrine uzanan bu kadim coğrafyanın göç yolları tarihi, Kalmuk halkının köklü geçmişi ve bölgenin sosyo-kültürel haritaları hakkında daha fazla bilimsel envantere erişmek için Wikipedia İpek Yolu resmi kaynaklarını inceleyebilirsiniz. Ayrıca, Volgograd’daki bu güzel et ziyafetine ve hostel gecesine ulaşmadan hemen önce, Georgiyevsk istasyonlarında yaşadığımız o ilginç Rus tarzı “Kacca” benzin alma maceralarını kaçırdıysanız serinin başlangıç noktası olan Orta Asya Motosiklet Turu 1 başlangıç rehberime de kesinlikle göz atmalısınız. Budist tapınaklarının gölgesinden geçip İpek Yolu’nun o derin tarihini soluduğumuz bu 4. gün, seyahatimizin en öğretici ve en renkli sayfalarından biri olarak hafızamıza kazındı!




22.07.2018 (5. Gün) Volgograd – Saratov
Stalingrad Kahramanları ve “Call of Duty” Sahneleri
Sabah erkenden dinç bir şekilde kalkıp hostelden ayrıldık ve güzel bir kahvaltının ardından bu tarihi şehri derinlemesine gezmeye karar verdik. İlk durağımız, şehrin en görkemli noktası olan meşhur Mamayev Kurgan anıtı oldu. Burası, 1967 yılında II. Dünya Savaşı’ndaki o kanlı Stalingrad Muharebesi’nde şehit düşen Sovyet askerlerinin anısına inşa edilmiş devasa bir kompleks. Buradaki ana heykelin yapımı tam sekiz yıldan fazla sürmüş ve tamamlandığı dönemin dünyadaki en büyük heykeli unvanını taşımış. Heykelin elinde göğe doğru yükselen kılıcı bilerek o kadar uzun tasarlamışlar ki, ABD’de bulunan meşhur Özgürlük Anıtı’ndan coğrafi olarak daha yüksek olsun diye ince bir mühendislik ve gövde gösterisi yapmışlar.
Mamayev Kurgan adı, kelime anlamı olarak aslında “Mamai Tümülüsü” anlamına geliyor zira bu devasa anıt yapay bir tepenin üzerinde gururla yükseliyor. Anıttaki o meşhur heykelin resmi ismi ise “Anavatan Çağırıyor” (Rodina Mat Zovyot) olarak geçiyor. Burası sadece görsel bir anıt değil, aynı zamanda tarihi bir şehitlik. Stalingrad kahramanlarından olan, sinemaya ve kitaplara konu edilmiş dünyaca ünlü efsanevi Sovyet keskin nişancısı Vasili Zaytsev’in mezarı da tam burada bulunuyor. Bu amcamız, savaş esnasında tek başına tam 400 Alman askerini etkisiz hale getirmiş ve bu kişilerin 40 kadarı da ordunun gidişatını değiştirecek çok önemli rütbelerdeki subaylarmış. Savaştan sonra epey bir üst düzey madalya alarak ülkesinde gerçek bir savaş kahramanı haline gelmiş. Burada sadece bu ünlü keskin nişancı değil, o dönem canını dişine takıp şehri savunan Kızıl Ordu’ya bağlı binlerce adsız sansız asker de sonsuz uykularında yan yana yatmaktaymış.
Volgograd şehri, doğrudan o devasa Volga Nehri’nin kenarına kurulmuş olduğundan anıtın bulunduğu tepeden harika ve uçsuz bucaksız bir nehir manzarası izleyebiliyorsunuz. Ancak buradaki neredeyse tüm tabelalar, yönlendirmeler ve bilgi taşları tamamen Rusça yazıldığından ilk bakışta pek bir şey anlamadım; böyle tarihi yerlere geldiğimde hemen telefonumdan internete girip orası hakkında detaylı Türkçe ve İngilizce makaleleri okuyarak bilgileniyorum.
Bu arada Rusya, Gürcistan ve Kazakistan’da sokaklarda sıkça satılan KVAS (KBAC) isimli yerel bir içecek var. Tam olarak içeriği nasıl yapılıyor bilmiyorum ama mayalanmış çavdar ekmeğinden yapılan alkolsüz bira gibi, çok farklı bir tadı var. Bu kavurucu sıcak havada adeta bir ilaç gibi geldiğinden yol boyunca büfelerde her gördüğüm yerde habire bardak bardak götürdüm, harareti harika alıyor.
Bir Savaş Efsanesi: Pavlov’un Evi (Dom Pavlova)
Anıt ziyaretinin ardından, çocukluğumdan beri hep merak ettiğim, meşhur Call of Duty 2 oyununda da oynarken geçmekte epey zorlandığım ve çok sevdiğim o tarihi bölümde yer alan efsanevi Pavlov’un Evi’ni ziyaret etmek için yola koyulduk:
Buranın Rusça resmi adı Dom Pavlova. Burası ismini; II. Dünya Savaşı sırasındaki o amansız Stalingrad müdafaası esnasında, stratejik öneme sahip bu dört katlı apartman binasını önce Almanların elinden bir avuç askeriyle ele geçirip, ardından da canı pahasına savunan müfreze kumandanı Başçavuş Yakov Fedotoviç Pavlov’dan almaktadır. Aslında “Pavlov’un Evi” ismi, muharebenin tam ortasında binadan gümrük hattına dönen yaralı bir sıhhiyenin gruptakilere, nereden geldiği sorusuna safça “Pavlov’un evinden” cevabını vermesiyle ortaya çıkmış. Bu samimi isim 13. Muhafız Tümeni içinde kısa sürede bir kod gibi kabul görmüş ve savaştan sonra da tarihe bu şekilde geçerek kullanılmaya devam etmiş. Günümüzde ise bu bina aslına uygun bir anıt-duvar olarak sergileniyor.
İşin ilginç tarafı, Pavlov’un Evi günümüzde hala normal bir apartman olarak yerel halk tarafından kullanılmakta ve binanın dış cephesinde tuğladan yapılma muazzam bir anıt heykel bulunmaktadır. Duvarının hemen üstündeki tarihi yazıda aynen şu ifadeler yer almaktadır: “Bu evin yapısında askerlerin kahramanlıkları ve işçilerin emekleri birbirlerine kaynaşmıştır.” Binanın Almanlardan ilk ele geçirilmesi esnasında Sovyet tarafındaki yüksek rütbeli subayların hepsi ölünce, emir komuta zinciri binadaki en yüksek rütbeye sahip olan Başçavuş Pavlov’a geçmişti. Ancak Stalin tarafından orduya verilen o meşhur emir açık ve netti: “Ne olursa olsun tek bir adım bile geri çekilmek yok!” Pavlov, emrinde kalan sadece 26 asker ile binanın içinde muazzam bir savunma tertibatı kurdu. Binanın etrafını hemen dikenli tellerle çevirip, meydana çıkan stratejik yollara mayınlar döşediler; çatıya kum torbaları yığıp oraya PTRS-41 model, zırh delen efsanevi bir anti-tank tüfeği yerleştirdiler. Hatta binanın kalın duvarlarında küçük delikler açarak makineli tüfek yuvaları kurdular.
Artık Alman ordusuna karşı binayı savunmak için her şeyleriyle hazırdılar ve bundan sonra bu evde çatışmalar tam 59 gün boyunca aralıksız sürdü! Pavlov, Alman tanklarının binaya iyice yaklaşmasını soğukkanlılıkla bekliyor, ardından tankların en zayıf noktası olan üst tavan kısmına çatıdan anti-tank mermisiyle tam isabet atarak onları işlevsiz hale getiriyordu. Bu dâhice taktikle tek başına 10’a yakın panzer tankını etkisiz hale getirmeyi başardı.
Pavlov’un Evi’ni almayı artık büyük bir takıntı haline getiren Almanlar, iki ay boyunca düzenledikleri her saldırıda ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Eve yaklaştıkları her seferinde havan topları, makineli tüfek kurşunları ve çatıdan gelen anti-tank mermileri onların sonu oluyordu. Hatta bazen evin önünde o kadar çok Alman askeri zayiatı veriliyordu ki; Pavlov ve askerleri, Alman cesetleri pencerelerden görüş açılarını kapattığı için ateş arasında dışarı çıkıp cesetleri başka yerlere taşımak zorunda kalıyorlardı. Evin bulunduğu bu stratejik nokta, Alman askeri haritalarında artık sıradan bir apartman değil, “Festung” yani geçilemez bir “Kale” olarak işaretlenmişti.
Bu şanlı direniş, 25 Kasım 1942’ye kadar tam 59 gün boyunca sürdü ve o tarihte Kızıl Ordu birlikleri büyük bir taarruzla bölgeyi Almanlardan tamamen temizledi. 2 Şubat 1943’te ise tarihin akışını değiştiren Stalingrad Savaşı Sovyet zaferiyle resmen sona erdi. Pavlov ve küçük müfrezesi bu evde o kadar çok Alman askeri öldürmüştü ki, Stalingrad’ı savunan 62. Ordu Komutanı efsanevi Mareşal Vasili Çuykov savaşın ardından bu direnişi hayranlıkla anlatırken şu tarihi cümleyi kuracaktı: “Naziler, Pavlov’un Evi’ne yaptıkları saldırılarda, koskoca Paris’e yaptıkları saldırıdan çok daha fazla asker kaybettiler!”
BMW GS Yolda Kalıyor ve Volga Kenarında Kusursuz Gece
Buranın da o muazzam tarihini yerinde öğrenip fotoğrafladıktan sonra, içimizde tarifi zor hislerle yavaş yavaş motorların başına geçip yola çıktık. Ancak Volgograd’ı daha henüz 20 km. kadar çıkmıştık ki, Emre’nin arkadaki BMW GS’i birden öksürerek stop etti. Sağa çekip ne oldu, arıza mı var falan derken bir de baktık ki meğer Emre’nin benzin tamamen bitmiş. Aslında yanımızda yedek benzin bidonumuz vardı ama Rusya’da adım başı petrol var, benzin sıkıntısı yok diye bidonu doldurmamıştık. Neyse ki benim Africa Twin’in deposu ve tedbirim yerindeydi; hemen 15 km. uzaktaki en yakın benzinliğe gidip bidonu doldurdum ve GS’e o hayat suyunu vererek motoru yeniden canlandırdık.
Akşam saat 18:30 sularında Saratov şehrine ulaştık. Burası tabelalarda Kiril alfabesiyle “Саратов” (Capatob) şeklinde yazılıyor ama Saratov olarak okunuyor, artık harf sistemini tamamen çözdüm Saratov merkezine gidip güzelce yerel bir akşam yemeği yedikten sonra hava henüz kararmadığı için durmayıp yine yola devam ettik. Sürerken yolda “Şurada dururuz, burada kalırız” derken, tam kendimize göre güzel, kuytu bir kamp alanı ararken hava hafiften kararmaya başladı. Tam o esnada yol kenarında küçük bir köy tabelası gördüm; hemen telefonu açıp uydu görünümünden haritayı inceledim ve yolun o muazzam Volga Nehri’nin hemen kenarına çıktığını fark ettim. Hiç düşünmeden daldık içeri.
Nehrin kenarı kelimenin tam anlamıyla on numara, sakin ve huzurlu bir yerdi. Zaman kaybetmeden nehrin şırıltısı eşliğinde çadırlarımızı kurduk, ocağımızı yakıp güzelce çayımızı içtikten sonra günün kapanışını harika bir şekilde yaptık. Olur da bir gün yolunuz bu topraklara düşerse, bu harika nehir kenarı kamp alanının tam koordinatlarını şuraya bırakıyorum: 51.715406,46.7373441
Tarihi Rotalarda Güzergah Yönetimi ve Sürüş Güvenliği
Uluslararası bir overland seyahatinde, özellikle orta asya motosiklet turu gibi tarihi koridorları takip eden rotalarda, yol üzerindeki önemli kültürel ve tarihi durakları önceden planlamak gezi kalitesini artırır. Volgograd’daki Mamayev Kurgan anıtı ve Pavlov’un Evi gibi dünya tarihine yön vermiş lokasyonları ziyaret etmek, motosikletle asya turu yapan gezginlerin vizyonunu geliştirir. Ancak bu tip yoğun gezi günlerinde sürüş temposunu korumak ve yakıt lojistiğini aksatmamak hayati önem taşır; zira menzil hesaplamalarındaki küçük hatalar ıssız taşra yollarında yakıt bitmesi gibi sorunlara yol açabilir. Volga Nehri gibi sulak havzalarda planlanan motosiklet kamp maceraları için uydu haritaları üzerinden önceden güvenli bölge analizi ve koordinat takibi yapmak, sürüş emniyeti açısından en temel kuraldır.
Volga (İdil) Nehri havzasının jeopolitik önemi, II. Dünya Savaşı’ndaki Stalingrad savunmasının askeri lojistik haritaları ve bölgenin antik ticaret yolları hakkındaki coğrafi envanterleri incelemek için Wikipedia İpek Yolu resmi dökümanlarına göz atabilirsiniz. Ayrıca, Volga kenarındaki bu harika kamp gecesine ulaşmadan hemen önce, Kalmukya Özerk Cumhuriyeti’nin o Budist bozkırlarından nasıl geçtiğimizin ve meşhur “No Svinina” yemek uyanıklıklarımızın tüm detaylarını öğrenmek için serinin bir önceki gününü içeren Orta Asya Motosiklet Turu 1 seyahat yazıma da kesinlikle bakmalısınız. Savaş anıtlarının gölgesinden sıyrılıp nehir şırıltısıyla uykuya daldığımız bu 5. gün, İpek Yolu’nun kalbine doğru yaptığımız yolculuğun en anlamlı duraklarından biri oldu!






23.07.2018 (6. Gün) Saratov – Ufa
Volga Nehri Güzelliği ve Çukur Deryası
Sabah saat 08:30 gibi nehrin huzurlu sesiyle uyanıp güzelce kahvaltımızı yaptık. Yola çıkmadan önce emektar Africa Twin’in zincirini temizleyip genel rutin bakımını yaptım; ne de olsa önümüzde daha binlerce kilometre var. Yol arkadaşım Emre ise o muazzam nehri görünce dayanamadı ve sabah serinliğinde biraz yüzüp serinledi.
Rusya denilince aklımda ve kalbimde en derin yer eden güzelliklerden biri kesinlikle o büyüleyici Volga Nehri oldu (Haritalarda İdil Nehri olarak da geçiyor). Bu devasa nehir, Moskova ile Leningrad (Sankt-Peterburg) arasındaki Valday tepelerinden doğuyormuş ve tam 3.350 kilometre boyunca akarak Hazar Denizi’ne dökülüyormuş. Ruslar bu nehirden deyim yerindeyse etinden, sütünden, her şeyinden sonuna kadar yararlanıyorlar. Üzerinde uluslararası yük taşımacılığı için kullanılan devasa nakliye ve kargo gemileri durmaksızın yüzüyor; balıkçılık sektörü zaten almış başını gitmiş, nehirden gerçekten muazzam büyüklükte ve lezzette balıklar çıkıyor.
İşin en güzel yanı, nehrin geçtiği istisnasız her köyde ya da ilçede halk için illaki tertemiz sosyal alanlar, plajlar inşa edilmiş. Ruslar buralarda tertemiz, pürüzsüz nehre girip özgürce yüzüyorlar; etrafta sahil boyunca spor yapan insanlar, elinde şarabı ve sevgilisiyle gelip burada medenice eğlenen gençler çoğunlukta. Ama bunca kalabalığa rağmen en ufak bir taşkınlık, kavga ya da gürültü çıkarana ben daha hiç rastlamadım. Ukalalık gibi algılanmasın ama suyun berraklığı ve çevrenin temizliği karşısında hakikaten büyülendim ve epey şaşırdım. Bizim ülkemizde böyle devasa bir nehir olsa, açgözlü birileri illa ki bir fabrika giderini oraya bağlayıp tüm doğal yaşamı katleder, suyun rengini bile kimyasallarla değiştirirdi. O an gözümün önüne bizim Sakarya Nehri’nin o kaderine terk edilmiş acınası hali gelince içim epey sızladı. “Bizim nehirlerimiz neden bu kadar temiz tutulmuyor ve neden etraflarında halk için böyle medeni sosyal alanlar yok?” diye kendi kendime epey içerledim…
Volga kenarında bu derin düşüncelerle bir süre kaldıktan sonra nihayet motorlara atlayıp yola çıktık. Pugachyov yakınlarında, Kazakistan’dan yeni çıkmış ve bisikletiyle dünyayı gezen yaşlı, tonton bir amca ile karşılaştık; yol kenarında durup onunla epey keyifli bir dünya turu muhabbeti çevirdik.
Uçan Kask Kamerası ve Ufa Parkında “Agam Biz Türk’üz” Diplomasisi
Pugachyov’dan sonra yaklaşık 360 km. sürerek nihayet Samara şehrine ulaştık. Ancak sabah kamp alanımızdan çıkıp buraya gelene kadar geçtiğimiz yollar kelimenin tam anlamıyla inanılmaz berbat ve evlere şenlikti! Ben hayatımda ilk defa ülkeler arası, şehirler arası bu kadar büyük çukurlarla dolu bozuk bir ana yol gördüm. Gerçekten berbat ötesi bir zemin vardı; yoldaki o devasa çukurlardan birine düşsek herhalde bizi de motorları da bir daha bulamazlardı. Motorlar bu yoldan kesin şasi kırıp sağlam çıkmazdı yani, yol çukur olmasının ötesinde bir de tırtıklı sac gibiydi. Sürerken yolda bir tabela gördüm; üzerinde Rusça “140 km. bozuk satıh” yazıyordu. İşin komiği, o tabeladan sonraki kalan 220 km. yol, tabelanın uyardığı yerden çok daha berbat durumdaydı!
Bozuk yolda o bitmek bilmeyen sarsıntıdan dolayı, arka çantamın üzerinde duran kask kameram bir yerde yerinden çıkıp uçmuş gitmiş. Aynadan geri dönüp bir baktım ki kamera arkada yok! Hemen motoru döndürdüm, geldiğim berbat yoldan gerisin geri 5 km. boyunca gözüm yerde sürdüm. Tam ümidimi kesiyordum ki, yolun ortasındaki kocaman bir çukurun içinden kameranın bana saf saf göz kırptığını gördüm. Hemen durup aldım; düğmesine bastım baktım çalışmıyor. Kamerayı elime alıp, “Ben seni Sakarya’ya dönünce cillop gibi düzeltirim” diyerekten yanıma, cebe attım 😉
Samara’yı geçtikten sonra şansımıza yol nihayet düzeldi. Biz de tempoyu biraz artırıp gazı açarak toplamda 850 km. gibi ciddi bir menzil yaptıktan sonra, gece saat 22:30 sularında Başkurdistan’ın başkenti Ufa şehrine giriş yaptık. Vakit kaybetmeden hemen çadır açacak bir kamp alanı aramaya başladık. Telefonun uydu görüntüsünden şehir merkezinin tam göbeğinde büyük bir göl olduğunu fark edince hemen o tarafa doğru motorları sürdük. Oraya varınca gördük ki gerçekten de yerel halk için on numara, çok şık bir gölet parkı yapmışlar. Zaten Rusya’da neredeyse her şehirde ya da yerleşim biriminde ya doğal bir göl var ya da yapay şık bir gölet var; hiçbir şey olmayan yerde de devasa Volga Nehri akıyor zaten. Doğal kaynakların kullanımı açısından mükemmel bir ülke Rusya. Bu zorlu yollarda tek aradığımız ve özlediğimiz şey, güzel ülkemizin o kaymak gibi pürüzsüz duble yolları oldu.
Park kenarında motorları diktikten sonra, yakınlarda bulunan Taciklerin işlettiği bir büfeye daldık. Burada bizim dönerin benzeri olan ama ekmek yerine incecik lavaş kullanılan, arasına bol soğan, taze domates ve özel bir sos konulup ardından tost makinesinde çıtır çıtır kızartılan, döner çakması meşhur yerel lezzet Şavurma (Shawarma / Sharma) yedik. Açlıktan sonra ilaç gibi geldi.
Gece saat tam 24:00 sularında çadırların yanına birkaç Rus polisi geldi ve sert bir tavırla evraklarımızı incelemeye başladılar. Polislerden biri buranın şehir içi park alanı olduğunu ve motosikletle girip kamp yapmanın kesinlikle yasak olduğunu söyledi. Ben de her zamanki gezgin sempatikliğiyle, “Agam biz Türk’üz, çok yoldan geldik” diyince polislerin yüzü birden yumuşadı; gülümseyerek “Tamam hadi madem bu gecelik kalın, ama bir daha olmasın” dediler. Biz de adamlara içten bir “Eyvallah” çekip çadırlarımıza geçtik ve günün kapanışını yaptık. 850 kilometrelik o ağır yol yorgunluğunun üzerine kafayı tulumun üstüne koyar koymaz saniyeler içinde bambaşka alemlere, derin bir uykuya geçiş yaptım. Olur ya bir gün yolunuz Ufa’ya düşerse hiç boşuna kamp yeri aramayın, bizim o polislerden vize aldığımız harika gölet kenarının tam koordinatlarını şuraya bırakıyorum: 54.7725657,56.057042
24.07.2018 (7. Gün) Ufa (Rusya) – Novonezhinka (Kazakistan)
Sınır Ötesi “Hleb” Operasyonu
Sabah saat 06:30 gibi, parlak Rusya güneşinin tam alnımızın çatısına dik olarak vurmasıyla doğal bir alarm gibi uyandık. Önceki gün o kadar kilometre yapıp canımız çıkmasına rağmen, bozkırın temiz havasından mıdır nedir epey dinç ve enerjik olarak güne başladık. Çadırları hızlıca toplayıp motorlara yükledikten sonra, hemen kamp yaptığımız göletin arkasında bulunan kurumsal Lukoil istasyonuna geçip orada kahvaltı yapalım dedik. İstasyonun cafesinde kendimize 1 adet marmelatlı poğaça, 1 adet haşhaşlı poğaça ve soğuk bir meyve suyu aldık; toplamda 250 Ruble ödedik. Yani o dönemin parasıyla yaklaşık 17,50 TL gibi çok komik bir şey yapıyordu.
Motorlar Sakarya’dan çıktığımızdan beri binlerce kilometredir doğru dürüst yıkanmadığından ve zincir toz toprak içinde kaldığından, hem zinciri komple temizlemek hem de motorları cillop gibi parlatmak için yol üstündeki bir Avtomoyka’ya (Oto Yıkama) girdim. Motorları pırıl pırıl yaptıktan sonra, yaklaşık 250 km. boyunca meşhur Ural Dağları’nın o büyüleyici, yemyeşil dağ manzaraları eşliğinde sürerek Çelyabinsk şehrine kadar sorunsuzca geldik.
Çelyabinsk’e varınca yönümüzü güneye, Kazakistan sınırına doğru çevirdik ve yine uçsuz bucaksız bozkır manzaraları eşliğinde sürerek saat 16:00 sularında Podgorodka Sınır Kapısı’na ulaştık. Biz kafamızda gümrüğe daha epey yolumuz var diye düşünürken, pat diye sınır kapısı birden karşımıza çıkıverdi. Sınırın hemen girişinde bekleyen iki kişi yanımıza gelerek Rusça bir şeyler söylediler; muhtemelen zorunlu gümrük sigortası yapmaya çalışan sigortacılardı. Ancak tek kelime İngilizce bilmedikleri için pek anlaşamadık, ben de “Amaan boş ver, Kazakistan’a girince hallederiz” deyip gümrüğe daldım ve Rusya sınırını sorunsuz, cillop gibi bir şekilde geride bıraktık.
Burardaki Kazakistan sınır kapısındaki görevliler bizim Türkiye’den motosikletlerle geldiğimizi ve yabancı olduğumuzu öğrenince çok büyük bir misafirperverlik gösterip bizi yüzlerce araçlık gümrük kuyruğunun en ön tarafına aldılar. Küçük bir web kamerasına bakarak gümrük fotoğraflarımızı çektiler ve pasaportlarımıza Kazakistan damgasını vurdular. Sınırı geçer geçmez ilk yerleşim yeri olan Karabalık’ta yol kenarında bulunan büyük bir tesise girdik. Burada üzerimizdeki paraları Kazakistan Tengesi ile değiştirdik ve aynı tesiste güzel birer yerel Kazak yemeği yedik. Tesis çalışanları ve yerel halk motorlarla ta Türkiye’den buralara kadar sürerek geldiğimizi duyunca epey şaşırdılar ve bize büyük hürmet gösterdiler.
Telefonla Ekmek Resmi Göstererek “Hleb” Öğrenmek
Karabalık’taki yemek molasının ardından motorları bozkıra doğru salıp 220 km. daha sürerek Novonezhinka köyüne ulaştık. Akşam çadırda yemek için köyün ufak bir bakkalına girdik. Bakkaldaki kadından ekmek istiyorum kadın anlamıyor; İngilizce söylüyorum onu da anlamıyor. Çaresiz kalıp telefonu çıkardım, Google Çeviri’den “ekmek” kelimesini Rusçaya çevirdim; ancak çeviri saçma sapan bir şekilde tarım anlamındaki “bir şey ekmek, tohum ekmek” karşılığını çıkardı!
Kadın bana boş gözlerle bakıyor, ben kadına çaresizce bakıyorum… En sonunda dâhice bir fikirle telefondan Google Görselleri açıp kadına net bir somun ekmek resmi bulup gösterdim. Kadın resmi görür görmez neşeli bir sesle, “Heee, hleb! (Хлеб)” diyip rafın arkasından taze ekmeği uzattı. Bu tatlı dil bariyeri macerası sayesinde, gezi boyunca hayat kurtaracak olan Rusça ekmek yani “Hleb” kelimesini bir daha unutmamak üzere görsel hafızama resmen kazıdım.
Bakkal alışverişinin ardından köyden çıkıp yaklaşık 15-20 km. daha bozkırın içinde sürerek, yerleşim yerlerinin tamamen dışında, tam kamp atmalık harika bir göl kenarı bulduk ve hemen çadırlarımızı kurduk. Çadırları kurup bitirdiğimizde saat kronometrede 22:30’u gösteriyordu ama Orta Asya coğrafyasının enlemlerinden dolayı gökyüzünde güneş hala daha batmamıştı, hava hala aydınlıktı. Göl kenarında olduğumuzdan mıdır nedir, bölgede bir sivrisinek sürüsü vardı ki akıllara zarar! Her bir sivrisineğin boyutu neredeyse bir çekirdek tanesi kadardı. Biz çadırın fermuarını açıp girerken arkamızdan resmen ordu gibi çadırın içine doluştular ve bizi epey acımasızca ısırdılar. Çadırın her tarafını sıkıca kapatıp içerideki sinekleri tek tek terlikle komando gibi avlayıp öldürdükten sonra; gün boyunca yaptığımız tam 810 kilometrenik o muazzam yolun verdiği tatlı yorgunlukla, kafayı tulumun üstüne koyar koymaz deliksiz bir uykuya daldık.
Kıtalararası Rotalarda Dil Bariyeri ve Bozkır Lojistiği
Geniş bir coğrafyayı kapsayan orta asya motosiklet turu esnasında Rusya Federasyonu’ndan çıkıp Kazakistan Cumhuriyeti’ne geçmek, sürücüler için hem kültürel hem de coğrafi bir dönüm noktasıdır. Ural Dağları’nın virajlı yollarından Kazakistan’ın uçsuz bucaksız düzlüklerine uzanan bu hat, motosikletle asya turu yapan overland gezginlerinin günlük sürüş menzillerini ve yakıt tüketimlerini doğru analiz etmesini zorunlu kılar. Taşra kasabalarında internet erişiminin veya dijital çeviricilerin yetersiz kaldığı durumlarda görsel iletişim tekniklerini kullanmak, temel gıda maddelerine (Hleb gibi) ulaşmak açısından hayati önem taşır. Sürücülerin Novonezhinka gibi sulak havzalarda planladığı motosiklet kamp maceraları esnasında, bölgenin vahşi doğa koşullarına ve sivrisinek popülasyonuna karşı doğru çadır donanımına sahip olması yol konforunu belirleyen en temel unsurdur.
Kafkasya’dan Ural dağlarına uzanan Rusya nehir havzaları, Kazakistan bozkırlarının tarihi sınır hatları ve İpek Yolu’nun kuzey ticaret güzergahları hakkında daha fazla coğrafi envantere ulaşmak için Wikipedia İpek Yolu veri tabanını detaylıca inceleyebilirsiniz. Ayrıca, Kazakistan’daki bu sinekli göl kampına ve gümrük geçişine ulaşmadan hemen önce, Volgograd’da ziyaret ettiğimiz o efsanevi Call of Duty mekanı Pavlov’un Evi’ni ve Emre’nin yolda biten benzininin tüm detaylarını görmek için serinin kalbini içeren Orta Asya Motosiklet Turu 1 seyahat raporuma da kesinlikle göz atmalısınız. Rus sınırını arkamızda bırakıp Kazakistan’ın o sonsuz bozkırlarında aydınlık gecede uykuya daldığımız bu 7. gün, Orta Asya maceramızın en heyecanlı ve en misafirperver sayfalarından biri olarak tarihe geçti!





İpek Yolu Kuzey Koridoru: Sınır Geçişleri, Lojistik Krizler ve Kültürel Harita Özeti
Sakarya’dan başlayıp Kafkaslar ve Ural Dağları üzerinden Kazakistan bozkırlarına uzanan bu çetin karayolu güzergahında; vize maliyetleri, sınır sorguları, şebeke tercihleri, akaryakıt lojistiği ve tarihî duraklara dair bizzat tecrübe edilmiş en net saha verileri aşağıda özetlenmiştir.
| Esas Başlık | Saha Verisi, Koordinat ve Durum Analizi |
|---|---|
| Başlangıç Kilometre Sayacı | Sakarya çıkışında Honda Africa Twin model motosikletin göstergesindeki net veri: 02434 km. |
| Vize ve Alternatif Rota Maliyeti |
• Hazar Denizi Geçişi (Elet – Aktau): Motosiklet 110 Dolar + Yolcu 70 Dolar = Çift yön toplam üst sınır 360 Dolar (Lojistikteki süre belirsizliği sebebiyle vazgeçilmiştir). • Rusya Vizesi: 29 günlük ve iki girişli vizeler aracı firma kanalıyla 190 Dolar bedelle temin edilmiştir. |
| Hayati Gürcistan Sigorta Kuralı | Ülkeye girerken sınırda yapılması zorunlu olan 15 günlük trafik sigortası bedeli 20 Lari’dir. Bu bedelden kaçınmanın cezai alt sınırı çıkış kapısında 100 Lari net nakit cezadır. |
| Gürcistan Lezzet ve Kamp Noktası |
• Haçapuri Durak Noktası (Zestafoni): (Koordinat: 42°06’44.7″N 43°02’15.8″E) • Stepantsminda Çadır Sahası (Kazbegi): (Koordinat: 42.6638822, 44.6414431) – Gece iklimi çetin ve soğuktur; içlik kullanımı hayati önem taşır. |
| Rusya Gümrük Girişi ve Ajan Sorgusu | Rusya gümrüğünde sivil ajanlar tarafından gümrük binasındaki özel bir odada kişisel verilere, aile geçmişine ve telefon IMEI numarasına kadar uzanan 4,5 saatlik çetin bir çapraz sorgu prosedürü uygulanmaktadır. Sınır çıkışında yapılan 30 günlük zorunlu trafik sigortası bedeli 1200 Ruble (20 Dolar) tutmaktadır. |
| Rusya Haberleşme ve Akaryakıt Lojistiği |
• Şebeke Hattı: Rusya genelinde en geniş kapsama alanına sahip operatör MTC hattıdır. 20 GB internet paket bedeli 600 Ruble’dir. • Akaryakıt Sistemi: Taşra istasyonlarında pompacı yoktur. Önce “Kacca” (Kasa) alanına ödeme yapılır, ardından yakıt doldurulur. Yakıt kalitesi ve kurumsal iletişim için Lukoil istasyonları en gözde seçenektir. |
| Kalmukya Özerk Cumhuriyeti Gerçekleri | Avrupa coğrafyasında Budizm’in en yaygın inanç olduğu tek bölgedir. Moğol kökenli Oyrat halkının vatanıdır. Georgiyevsk – Volgograd koridorunda yer alan güvenli göl kenarı kamp koordinatı: (44.1429658, 43.4902996) şeklinde sisteme işlenmiştir. |
| Volgograd (Stalingrad) Tarihî Keşifleri |
• Mamayev Kurgan (Anavatan Çağırıyor Anıtı): Sovyet keskin nişancısı Vasili Zaytsev’in de kabrini barındıran devasa şehitlik kompleksi. • Pavlov’un Evi (Dom Pavlova): Başçavuş Pavlov ve 26 askerinin Alman ordusuna ve panzer tanklarına karşı 59 gün boyunca aralıksız sürdürdüğü çetin kale savunma binası. • Kişisel Beslenme Hamlesi: Restoran ve marketlerde domuz eti riskinden kaçınmak için Rusça hayati terim olan “No Svinina!” ifadesi kullanılmalıdır. Volgograd bütçe dostu Hostel Centre koordinatı: 51.715406, 46.7373441. |
| Ufa Gölet Parkı ve Kazakistan Geçişi | Samara üzerinden geçilen 140 kilometrelik çukur deryası ve bozuk satıh sonrası ulaşılan Başkurdistan başkentidir. Güvenli şehir içi gölet kamp koordinatı: (54.7725657, 56.057042) olarak doğrulanmıştır. Podgorodka Sınır Kapısı üzerinden Kazakistan’a geçilmiş; bakkal alışverişlerinde somun ekmek tedariki için Rusça “Hleb (Хлеб)” kelimesi görsel hafızaya kaydedilmiştir. Novonezhinka köyü yakınlarındaki sulak kamp alanı büyük çekirdek boyutundaki çetin sivrisinek ordularının istilası altındadır. |
GEO Sürücü Notu: Kıtalararası uzun yol sürüşlerinde ve taşra yollarında navigasyon cihazlarının aşırı ısı sebebiyle kilitlenmesi durumunda, Kiril alfabesiyle yazılmış tabelaları harf harf görsel hafızanıza kazıyarak şekil eşleştirme yöntemiyle ilerlemek hayati bir sürüş becerisidir. Yol üstünde 20 Lari kâr etmek amacıyla zorunlu sınır sigortalarını yaptırmamak, gümrük çıkışlarında katbekat büyük cezalarla karşılaşmanıza sebep olur. Rusya taşrasında dil bariyerini aşmak için akıllı telefonlardaki görselleri yerel halka göstererek iletişim kurun. Yolculuk boyunca karşınıza çıkacak olan 4,5 saatlik sınır sorguları, biten benzinler, çukur deryası bozuk yollar ve çadırı kuşatan sivrisinek orduları sadece iradenizi bilemek içindir; Volga Nehri’nin berraklığında dinlenmek ve ecdadın koridorlarında demir at koşturmak, bu çetin güzergahın en gözde ve ilham verici zaferidir.
