Gürcistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan Rotası 5
-Dönüş Bölümü-
08.08.2018 (22. Gün) Jaslıg (Özbekistan) – Atırav (Kazakistan)
Çöl Yollarında Bisikletli Çocuktan Karaborsa Benzin Almak
JJaslıg’daki o tır parkı yatakhanesinde geçirdiğim halsiz ve yorgun gecenin ardından, sabah yine saat 08:00 sularında zar zor uyanıp kendimi toparlayarak hemen yola çıktım. Uzun zamandır büyük bir tutkuyla sürdürdüğüm bu macera dolu orta asya rotası yolculuğunda, artık koca Özbekistan motosiklet turu defterini kapatıp dönüş hatlarına geçme vakti gelmişti.
Yaklaşık 160 kilometre boyunca ıssız yollarda sürerek nihayet Kazakistan sınır kapısına kadar gelmeyi başardım. Tabii geçtiğim yolların tamamı yine o bildiğimiz çöl yollarından ibaretti; zemin oldukça bozuktu ve sağda solda yine sığınacak tek bir resmi benzinlik bile yoktu.
Sınıra kadar ulaştım ama benim depoda yine yakıt tamamen bitmek üzereydi ve etrafta yine benzin yoktu. Nizamiyedeki polislere çaresizce nereden benzin bulabileceğimi sordum ama yüzüme bakıp bilmediklerini söylediler.
Tam o sırada sınırda su satan yerel bir esnaf halimi gördü ve bana dönerek “Ağa sen burada biraz bekle, ben şimdi sana yakıt getirteyim” dedi. Cebinden telefonunu çıkarıp bir yerleri hararetli hararetli aradı; aradan tam 5 dakika geçtikten sonra uzaktan bisikletli küçük bir çocuk, arkasına bağladığı 10 litrelik bidon benzinle çıkageldi!
Tabii çölün ortasındaki bu karaborsada benzinin litresi yine bizim bütçeyi sarsacak şekilde tam 700 Somdan satılıyordu. Mecburiyetten o parayı gözümüzü kırpmadan verdik ve yakıtı aldık; bidonun içindeki sıvının aslında ne olduğunu, motora zarar verip vermeyeceğini bile bilmiyoruz fakat bu ıssız coğrafyada yapacak başka hiçbir şey yoktu.
Neyse ki korktuğum olmadı, yakıtı depoya çekip Özbekistan sınırını sorunsuz ve hızlı bir şekilde geçmeyi başardım; işlemler bu kez çok uzun sürmedi.
Beyneu Yollarında Fiziksel İşkence ve Büyük Orta Asya Rotası Gerçekleri
Özbekistan sınırından çıkıp Kazakistan’ın Beyneu kasabasına kadar uzanan o ilk yol resmen tam anlamıyla berbat bir durumdaydı. Söylemek gerekir ki bu orta asya rotası boyunca karşılaştığım en hırpalayıcı zeminlerden biri burasıydı; sadece 80 kilometrelik o çok kısa ve taşlık yolu, altımdaki koca Africa Twin ile çukurlardan kaçmaya çalışarak tam üç saatte ancak geçebildim.
Beyneu kasabasına ulaştıktan sonra Atırav şehrine kadar uzanan asfalt yolun kalitesi neyse ki fena sayılmazdı, nispeten düzgündü. Artık rota olarak tamamen memlekete, yani dönüşe geçtiğimden dolayı yol üstünde ekstra gezilecek hiçbir yere uğramadan sadece gaza bastım.
Zamanla yarışarak tamamladığım bu zorlu orta asya rotası boyunca çölün o kendine has ıssızlığı bana eşlik ediyordu; zaten çöldesin çok da görecek bir yer yoktu. Toplamda bugün motor üzerinde tam 750 kilometre yol yaparak, gece saat 23:00 sularında Atırav şehrine girdim ve bulduğum temiz bir otelde odama yerleşip dinlenmeye çekildim.
09.08.2018 (23. Gün) Atırav (Kazakistan) – Kochubey (Dağıstan, Rusya)
Sınır Yollarının Kabusu ve Rus Gümrüğünde Sorgu Odası
Sabah erkenden dinç bir şekilde kalktım; motorumu hızlıca hazırlayıp istasyondan yakıtımı ağzına kadar fulledim. Ta Jaslıg tır parkından beri gökyüzünde beni bir gölge gibi adım adım takip eden o kurşun rengi karabulutlar, sonunda dayanamayıp bardaktan boşalırcasına bir yağmura döndü.
Vakit kaybetmeden hemen motoru sağa çekip tulumların üzerine koruyucu yağmurluklarımı giydim ve yola o şekilde devam ettim. Altımdaki makinayla çölün ortasında tam 350 kilometre sürdükten sonra nihayet Rusya sınır kapısına kadar ulaştım.
Aslında ana yoldayken ilk başlarda asfalt kalitesi gayet güzeldi ama ana rotadan çıkıp Rus sınır yoluna doğru saptıkça yollar aniden berbat olmaya başladı. Özellikle sınıra yaklaşan o son 90 kilometrelik etap tam anlamıyla fiziki bir işkence gibiydi; hoplamaktan, çukurlara düşmekten içim dışıma çıktı.
Bu taraflarda sınır yolları genelde hep böyle bakımsız ve kötü oluyor; ana yoldan sınıra saptığınız an zaten bozuk olan yol daha da çekilmez bir hal alıyor. Hoplaya zıplaya, ecel terleri dökerek en sonunda sınır nizamiyesine geldim.
Kazakistan sınır kapısını çok şükür sorunsuzca geçip hemen ardından Rusya sınırına geldim; ancak Rus gümrük memurları beni yine burada da tam 2,5 saat boyunca hiçbir sebep yokken boşu boşuna beklettiler. Üstelik bununla da kalmayıp beni yine o meşhur sorgu odasına aldılar; seyahatimin amacına dair yine saçma sapan, bürokratik sorular burada da karşıma geldi.
Zaten gurbetteki bu orta asya rotası boyunca çöl sıcağında sürmekten epey hastayım, fiziken aşırı yorgunum ve bir de üzerine bu anlamsız Rus gümrüğü stresi eklenince sinir katsayım iyice tavan yaptı. Bir süre sonra evrakları mühürleyip “Tamam, işlemleriniz bitti, ülkeden geçebilirsiniz” dediler; gümrük kapısından çıkarken sevinçten aklıma gelen bütün o bildiğim güzel şiirleri kendi kendime yüksek sesle okudum.



Tabela Karıştırıp 110 Kilometre Yanlış Nehre Sapmak
Rusya sınırından içeri girdikten sonra nedense benim aklımda bir şekilde hep Volgograd şehri kalmış. Mahaçkale (Makhachkala) yönüne doğru dönmem gerekirken, kavşakta tamamen ters istikametteki Volgograd’a doğru motorun kafasını çevirdim.
Yol boyunca tabelalarda yazan o Rusça “Волгоград” (Volgograd) yazısını gördükçe hiç şüphelenmeden o sapağa doğru gazı açtım. Bir süre tek başıma sürdükten sonra kendi kendime, “Yahu benim şu an haritaya göre Hazar Denizi’ni görmem gerekirken neden sürekli devasa bir nehir kenarından gidiyorum acaba?” diye düşünmeye başladım.
Motoru hemen sağ bankete çekip telefonun navigasyon haritasını açıp baktım ki, tamamen yanlış yöne gittiğimi acı bir şekilde gördüm! Meğer ana orta asya rotası planından tam 110 kilometre boyunca içeriye, ters istikamete doğru boşu boşuna gaz açmışım.
Kendi kendime “Ulan İbrahim, ne yapalım ne edelim” derken mecburiyetten o yolu gerisin geri dönmeye karar verdim; keşke dönmez olaydım, başıma geleceklerden tamamen habersizdim. Yol dönüşte biraz değişiklik olsun bari düşüncesiyle geldiğim yoldan değil, haritada gördüm alternatif bir yoldan Dağıstan’a doğru motoru sürmeye başladım; Rus sınırından içeri girer girmez yolların kalitesi neyse ki iyice güzelleşti.
Astrahan (Astrakhan) bölgesinde bulunan Promyslovka köyüne kadar olan o nehir kenarı yolculuğum aslında acayip keyifli ve huzurluydu; irili ufaklı harika göllerin manzarasında sürüyordum. Duble yolun keyfini çıkara çıkara tatlı tatlı giderken, aniden karşıma devasa bir yol çalışması şantiyesi çıktı.
Mecburen ana yoldan çıkıp toprak bir tali yola girmek zorunda kaldım; içimden “Şimdi biter, birazdan asfalt başlar” derken yol ilerledikçe büsbütün kötüleşti ve tamamen kayboldu. Bu tali yol haritada sadece 40 kilometrelik kısa bir mesafe olmasına rağmen, altımdaki koca makinayla o ağır arazide tam iki saatte ancak geçebildim.
Ortalıkta yol falan kalmamıştı zaten, tamamen derin ve ince bir kum tabakasının üzerinde bata çıka gidiyorsunuz; bir de önümden giden araçlar ve koca kamyonlar havaya öyle bir toz bulutu kaldırıyor ki tozdan önümdeki yolu görmek bile imkansız hale geldi. Tozun toprağın içinde adeta bata çıka, motoru devirmemeye çalışarak büyük bir mücadeleyle en sonunda tekrar asfalta çıkmayı başardım; burası Kalmukya (Kalmykia) denilen özerk bir bölgeydi.
Dağıstan Sınırında Kangal Köpeği Saldırısı ve Isırılma Şoku
Kalmukya bölgesinden çıktıktan sonra gece karanlığında yolu bir kez daha biraz karıştırdım galiba; çünkü haritada gitmem gereken yol sadece 140 kilometre olarak gözükürken, ben yolları şaşırıp dağların arasında adeta dev bir yay çizerek tam 220 kilometre boyunca fazladan yol yapmak zorunda kaldım. Gece saat tam 01:00 sularında nihayet Dağıstan özerk cumhuriyeti sınır kapısına gelebildim.
Sınır kontrol noktasında sıkı bir pasaport ve resmi araç kontrolü olduğundan dolayı motorun hızını mecburen iyice yavaşladıktan sonra nizamiyeye doğru yaklaştım. Ben vitesi düşürüp tam nizamiyeye doğru yavaşlar yavaşlamaz, aniden karanlığın içinden çıkan, her biri neredeyse bizim Sivas Kangalı kadar devasa olan iki tane vahşi köpek doğrudan üzerime doğru saldırdı!
İçimden “Yahu altımdaki koca motoru görürler, bir iki hoşt desem nasıl olsa korkup kaçarlar” diye düşündüm ama köpeklerden sağ taraftaki hiç oralı olmadı; hırlayarak aniden fırladı ve benim sağ ayağımdan botumu kaptığı gibi acımasızca ısırdı! Hayvan dişlerini bota geçirip beni altımdan sertçe çekmeye çalışınca, motorun dengesini tamamen kaybettim ve koca makinayla beraber köpeğin üzerine doğru sağ tarafa pat diye düştüm.
Nizamiyedeki silahlı Rus polisleri bendeki o gürültüyü ve çığlığı duyar duymaz hemen koşturarak gelip o vahşi köpekleri üzerimden zorla çektiler. Şerefsiz köpek tam da benim o sert motorcu botumun olduğu yerden ısırmış; botun o kalın derisini dişleriyle tamamen delmişti ama Allah’tan o keskin dişler içeriye, ayağımın etine kadar ulaşmamıştı, ucuz atlatmıştım.
Kendi kendime “Ulan kaderin cilvesine bak” dedim; halbuki daha bu sabah yol kenarındaki bir köyde karşıma çıkan üç tane masum, küçük köpek yavrusuna cebimdeki tüm bisküvilerimi kendi ellerimle verip onları beslemiştim; ama gece ödül olarak devasa bir köpek tarafından ısırılıp motorla yere serildim.
Köpek şokunu atlattıktan sonra motoru doğrultup gece saat 02:30 sularında Kochubey (Koçubey) denilen küçük bir yerleşim yerine gelebildim. Sokaklarda saatlerce yorgunluktan bitmiş bir halde kalacak sıcak bir otel aradım ama hiçbir yerde bulamadım.
Artık değil motor sürmek, yol kenarında 1 kilometre daha gidecek, ayakta duracak dermanım kalmadığından dolayı, oradaki bir tır parkının hemen yanında bulunan küçük bir yol üstü mescidinin içine sığındım. Tabii tüm kamp ve çadır malzemelerimi Taşkent Havaalanı’nda Emre’nin motoruyla birlikte uçak kargosuna verip Türkiye’ye gönderdiğim için yanımda çadır falan yoktu, dışarıya kamp kurma şansım da kalmamıştı.
Burası tamamen Müslüman bir bölge olduğundan, mescitte sabaha kadar namaz kılmak, ibadet etmek için içeri girip çıkan yerel insanlardan dolayı gürültüden doğru dürüst gözüme uyku girmedi. Sabah namazı vaktine kadar o mescit halısının üzerinde kesik kesik sadece 2 ya da 3 saat kadar ancak uyuyabilmişimdir. Dün sabahtan beri çöl yollarında, tozun toprağın içinde tam 970 kilometre yol yaptığım için fiziken ve zihnen epey yorulmuş, tamamen tükenmiştim.
10.08.2018 (24. Gün) Kochubey (Dağıstan, Rusya) – Hopa
“Cezasız Geçiyorum” Derken Yerden Çıkan Rus Polisleri
Sabah saat 06:00 gibi mescide gelenlerin kalabalığıyla mecburen erkenden kalktıktan sonra, o gürültülü tır parkındaki derme çatma kafede yerel bir kahvaltı yaptım. Üstümü başımı toparlayıp bizim Africa Twin’i çalıştırarak hemen yola çıktım; aslında planlarımda buraları, Dağıstan ve Kafkasya topraklarını detaylıca gezmek vardı ama Rusya vize süremin bitmesine artık saatler kaldığı için mecburen buraları da çok hızlı bir şekilde geçmek durumunda kaldım.
Yol kenarında yeşillik, güzel bir manzara görünce anı kalsın diye durup hızlıca bir fotoğraf çektim; tekrar motora bindim, tam kaskın içinden kendi kendime “Ulan helal olsun be İbrahim, koca Rusya’yı, Kazakistan’ı geçtin ve bu Rus polislerine hiç ceza yemedin; burayı bari tamamen cezasız, tertemiz geçiyorum” diye mırıldanıyordum. Daha ağzımdan çıkan o “m” harfi bile tam bitmemişti ki, arkamdan gelen acı bir siren sesiyle irkildim!
Sanki toprağın altından sihirle çıkmışlar gibi pat diye arkamda bir Rus polis arabası belirdi. Şaşkınlıkla motoru sağ bankete çektim; araçtan inen polis yanıma gelip hemen araç içi kamerasının ekranını açtı ve bana yoldaki ihlalimi gösterdi; meğer arkalarındayken fark etmeden geçilmez çizgide, solanmaz yerde önümdeki aracı sollamışım.
Polislere çaresizce “Memur bey vallahi hava çok kötü yağmurluydu, ben de üzerimdeki yağmurlukları giymek için aceleyle kuru bir yer arıyordum, o yüzden hızlandım” falan diye dil döksem de adamlar Nuh dedi peygamber demedi, hiçbir bahaneyi kabul etmediler. Bu kural ihlalinin resmi cezasının tam 10 bin Ruble olduğunu söylediler; baktım polisler konuşurken sürekli gözümün içine, ceplerime bakıyorlar; içimden “Tamam İbrahim, bunlar da bizim o bildiğimiz rüşvetçi takımdan” dedim.
Karşılıklı Rusça-Türkçe pazarlıklarla kapıyı önce 5 bin Rubleden açtılar, sonra durumu zar zor 2 bin Rubleye kadar bağladık. Cebimden parayı çıkarıp polise uzatıyorum ama adam asla parayı elinden teslim almıyor; içimden “Ulan parayı istiyordun, şimdi ne oluyor” falan derken, polis kafasıyla ve göz işaretiyle bana polis otosunun ön koltuğunu işaret edip “Oraya bırak ve hemen git” dedi; meğer ekip otosunun içinde resmi araç içi kamera kayıttaymış. Parayı çaktırmadan ön koltuğa bırakır bırakmaz hemen motoruma atladım ve oradan arkama bile bakmadan hızla gazlayıp gittim.
Gürcistan Sınırında Yaşananlar ve Bu Çetin Orta Asya Rotası Mücadelesi
Polislerin yanından ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra gökyüzü tamamen patladı ve o beklenen şiddetli yağmur epey hızlandı. Yapmakta olduğum bu tek kişilik orta asya rotası yolculuğunun belki de en sırılsıklam anlarını yaşıyordum; dağ yollarından Vladikavkaz şehrine kadar durmadan yüksek süratle gittim.
Orada hem sıcak bir şeyler yiyip karnımı doyurdum hem de sırılsıklam olan kıyafetlerimin üzerini değiştirip daha kalın kışlık ekipmanlarımı giydim ve tekrar yola devam ettim. Saat tam 12:30 sularında nihayet Gürcistan sınır kapısına (Verhniy Lars) gelmeyi başardım; Rusya tarafındaki çıkış işlemlerinde polisler tarafından bu kez hiç bekletilmedim ama benim girdiğim sıra acayip derecede yavaş ilerliyordu.
Önümde sadece 8 tane binek araç olmasına rağmen o sınır kuyruğunda tam 1,5 saat boyunca motorun üzerinde beklemek zorunda kaldım. Rus kapısını geçip hemen ardından Gürcistan sınır girişine geldim; ancak burada tam anlamıyla o meşhur “Yazın yediğin hurmalar, kışın tırmalar” atasözünü acı bir şekilde tecrübe ettim!
Seyahatin henüz en başında, yani haftalar önce Gürcistan’a ilk girişimizde vaktimiz yok diye yaptırmadığımız o zorunlu trafik sigortası yüzünden sistemde adıma kesilen 100 Lari tutarındaki o eski ceza, sınır bilgisayarında bir şamar gibi yüzüme patladı! Gümrük memuruna karşı ne kadar salağa yatsam, “Haberim yoktu, bilmiyordum” desem de memur Nuh dedi peygamber demedi ve bu ceza ödenmeden ülkeden asla geçemeyeceğimi söyledi.
100 Lari dediğin para da kur farkından dolayı bizim parayla tam 41 Dolar yapıyordu; hemen nizamiyenin oradaki sınır bankasına gidip cezayı yatırmak istedim. Ancak bankadaki Gürcü memur kadınla kur hesaplaması yüzünden aramızda acayip bir tartışma çıktı; ben de yolun yorgunluğuyla kadına bağırıp çağırdım, normalde çok sakin, sabırlı bir insanımdır ama artık fiziken bitmiştim.
Kadına düz 100 Dolar uzattım, “Al şu parayı, içinden bu 100 Larilik cezayı kes ve bana kalan paranın üzerini Gürcistan Larisi olarak ver” dedim. Kabul etti, işlemleri yaptı ve bana kalan parayı uzattı; paralara baktım, “Kadına 100 dolar kaç Lari yapıyor, bana neden bu kadar az para veriyorsun?” diye hesap sordum, kadın bana hala eksik para vermeye çalışıyordu.
Banka veznesinin önünde epey bir mücadele ve hararetli kavgadan sonra kadın en sonunda insafa geldi de kur hesabını bir kağıda tek tek yazıp paramın üzerini tam olarak verdi; içimden “Heh şöyle, iki saattir senden sadece hakkım olan bu dürüst hesabı istiyorum” diyerek parayı aldım.
7 Derecede Donmak ve Hopa Oteline Sığınış
Banka krizini de çözüp nihayet Gürcü sınırını geçtim ve dağların arasındaki o meşhur Stepantsminda (Kazbegi) bölgesine geldim. Dağ geçitlerinde yolda çok fazla yağmur yediğim ve sırılsıklam olduğum için motorun üzerinde titreyerek epey bir üşüdüm; dağdaki dijital tabelalara baktığımda hava sıcaklığı sadece 7 derece civarını gösteriyordu!
Hemen yol kenarında gördüğüm ilk sıcak kafeye kendimi zor attım; orada sıcak bir çorba yiyip arka arkaya sıcak çaylar içerek kemiklerimi biraz ısıttıktan sonra önce “İbrahim, durumun kötü, bu gece ne olursa olsun burada, bu dağ kasabasında kal” dedim. Ancak telefondan hava durumuna bakınca, yarın bu dağ geçitlerinde havanın daha da yağışlı, fırtınalı ve buz gibi olacağını görünce burada kalmaktan vazgeçtim; yola ne olursa olsun devam edeyim, dağlardan aşağıya indikçe hava nasıl olsa ısınır diyerek debriyajı bıraktım.
Aşağıya indikçe hava yavaş yavaş ısınmaya başladı, Tiflis ve Batum arasındaki o geniş otobana da girince motorun üzerinde kendi kendime, “Şurada kalırım, olmadı Batum’da bir otele geçerim” diye planlar yaparken, yolun akıcılığıyla bir de baktım ki gece yarısı bizim Türkiye sınır kapısına, yani Sarp Sınır Kapısı’na kadar gelmişim! Vatan toprağına ayak basmanın verdiği o muazzam mutlulukla gümrük işlemlerini saniyeler içinde bitirip hemen Hopa’ya geçtim; sahilde gözüme çarpan ilk otele motoru park edip kendime temiz bir oda tuttum. Tam 900 kilometrelik o köpek ısırılmalı, rüşvetçi polisli dağ yollarının yorgunluğundan sonra kafayı yastığa koyar koymaz benim şalter anında indi ve günü tamamen kapattım.
11.08.2018 (25. Gün) Hopa – Sakarya
Yol Kenarında Sabah Ezanını Beklemek ve Mutlu Son
Sabah Karadeniz’in o güzel havasıyla Hopa’daki otel odamda erkenden kalktım; artık evime, Sakarya’ya ulaşmak için önümde son bir etap kalmıştı. Karadeniz sahil yolu üzerinden yola devam ettim; yol üstünde Giresun’un Bulancak ilçesinde ikamet eden sevgili akrabalarımızı da kısa bir süreliğine ziyaret edip hayır dualarını aldıktan sonra hiç durmadan yine yola devam ettim.
Gece saat 01:00 sularına geldiğimde, artık günlerin ve binlerce kilometrenin verdiği o devasa yorgunlukla motorun üzerinde gözlerim tamamen kapanmaya başladı. Yol çizgilerini kaçırdığımı fark edince riske girmemek adına motoru hemen güvenli bir akaryakıt istasyonunun kenarına çektim ve üzerimde motor kıyafetleriyle, bankın üzerinde sabah ezanına kadar yaklaşık 2-3 saat uzanıp kestirdim.
Karanlığın içinde uzaktan yankılanan o güzel sabah ezanı sesiyle birlikte uyanıp buz gibi suyla yüzümü yıkadım, kendime gelerek motorun üzerine tekrar atladım ve son kez gazı açtım. Sabah saat tam 08:00 sularında, ayrıldığım o şanlı Sakarya’daki evimin kapısının önüne kazasız belasız, sağ salim ulaşmayı başardım.
Kıtalararası başladığımız, dostum Emre ile her türlü çileyi, mekanik arızayı paylaştığımız ve sonunda tamamen tek başıma tamamladığım bu muazzam macera benim için evin önünde tamamen başarıyla son bulmuştu. Bu zorlu yolculuk bana dünyada paradan ve lüks otellerden çok daha kıymetli olan yol dostluğunu, sabretmeyi ve ne olursa olsun alternatif bir planla yola devam etmenin o hayati overland felsefesini ömür boyu unutamayacağım hatıralarla öğretti.
💡 Teneke Çelebi’den Yol Notları ve Öneriler
Uluslararası standartlarda planlanan uzun menzilli bir motosikletle yurt dışı seyahatinde, Özbekistan, Kazakistan ve Rusya Federasyonu bozkırları gibi lojistik hatların kendine has sert bürokratik dinamikleri olduğu bölgelerde seyahat etmek overland sürücülerinin tüm seyahat takvimini ve bütçe planlamasını doğrudan etkileyebilir. Zorlu bir özbekistan motosiklet turu gerçekleştiren ve ardından Kafkasya dağ geçitlerini aşarak dönüşe geçen sürücülerin, bu tip sınır ötesi yolculuklarda yerel sınır polisleriyle ve gümrük memurlarıyla sabırlı bir iletişim kurması, resmi evrakları eksiksiz tamamlaması ve motosikletle uzun yol tecrübelerinden faydalanması güvenli bir motosiklet seyahatnameleri sürdürülebilirliği için son derece kritiktir.
Özellikle BMW GS ve honda africa twin uzun yol performans dengesini en üst seviyede korumak adına, Kızılkum Çölü veya Beyneu gümrük hatları gibi zorlu arazi koşullarında ilerlerken karaborsa yakıt kalitelerini, resmi olmayan yakıt oktanyum değerlerini ve çöl yol şartlarını doğru tahlil etmek gerekir. Karayolu ulaşım altyapısı, tarihi ticaret koridorlarının coğrafi yapısı ve Asya kıtasındaki tarihi taşımacılık güzergahlarının jeopolitik geçmişi hakkında daha kapsamlı bilimsel verilere erişmek için Wikipedia İpek Yolu resmi bilgi dokümanlarını dijital ortamda detaylıca inceleyebilirsiniz.
Ayrıca, Jaslıg tır parkındaki o halsiz uyanışımla başlayıp Sakarya’daki evimin kapısının önünde nihayete eren bu koca dönüş macerasına ulaşmadan hemen önce; Semerkand’ın o mavi çinili görkemli meydanlarında tek başıma gezip ardından Buhara’nın masalsı sokaklarında ve kervansaraylarında teker döndürdüğüm serinin bir önceki etabını görmek için Orta Asya Rotası 5 seyahat raporuma da kesinlikle göz atmalısınız. Hopa sınırında asfalta kavuşmamızla ve evimizin önünde mutlu sonla nihayete eren bu 25 günlük zorlu motosiklet gezi yazıları serimiz, bize sınır ötesi seyahatlerde sabrın, cesaretin ve motor üzerindeki mutlak yalnızlığın insan ruhunu ne kadar olgunlaştırdığını bir kez daha kanıtladı.

İpek Yolu Dönüş Koridoru: Çöl Karaborsası, Sınır Sorguları ve Ev Envanter Özeti
Jaslıg tır parkından başlayıp Hazar’ın kuzeyindeki Kazakistan ve Rusya Dağıstan hatlarına, oradan Kafkas geçitleri üzerinden Sakarya’ya uzanan bu çetin dönüş güzergahında; karaborsa yakıt maliyetleri, sınır cezaları, gümrük sorgu süreleri ve saha koordinatlarına dair bizzat tecrübe edilmiş en net veriler aşağıda özetlenmiştir.
| Esas Başlık | Saha Verisi, Harcama Envanteri ve Durum Analizi |
|---|---|
| Çöl Sınırı Karaborsa Yakıtı | Özbekistan – Kazakistan sınır hattındaki resmi yakıt kıtlığı sebebiyle, sınırda su satan yerel esnafın aracılığıyla bisikletli bir çocuktan 10 litrelik bidon içerisinde litresi 700 Som bedelle niteliği belirsiz karaborsa yakıt temin edilmiştir. |
| Beyneu Kasabası Hırpalayıcı Zemini | Kazakistan sınır çıkışından Beyneu kasabasına uzanan 80 kilometrelik çetin taşlık ve çukurlu arazi, Africa Twin model motosiklet ile ancak 3 saatlik bir sürüş süresinde geçilebilmiştir. Güzergahın günlük toplam menzili 750 kilometre olarak Atırav şehrinde tamamlanmıştır. |
| Rusya Gümrüğü ve Tali Yol Çilesi |
• Gümrük ve Sorgu: Rusya gümrük kapısında sebepsiz yere 2,5 saat bekletilme uygulanmış; ardından gümrük binasındaki özel odada seyahat amacına dair çetin bir bürokratik sorgu prosedürü yürütülmüştür. • Promyslovka – Kalmukya Tali Hattı: Tabela hatası nedeniyle Volgograd yönüne doğru 110 kilometre yanlış gaz açılmış; geri dönüş rotasında Promyslovka şantiyesindeki derin ve ince kum tabakasıyla kaplı 40 kilometrelik çetin arazi ancak 2 saatte bata çıka geçilebilmiştir. |
| Dağıstan Kontrol Noktası ve Isırılma Şoku | Gece saat 01:00’de yön karıştırılarak yapılan fazladan 220 kilometrelik sürüşün ardından Dağıstan Özerk Cumhuriyeti nizamiyesine ulaşıldığında, Sivas Kangalı cüssesindeki iki vahşi köpeğin saldırısına uğranmıştır. Köpeğin sağ motorcu botunu delerek ısırması sonucu koca makineyle sağ tarafa devrilme yaşanmıştır. |
| Kochubey Mescit Konaklaması | Çadır ve kamp malzemeleri Taşkent’te uçak kargosuna verildiği için sahada çadır kurma imkanı bulunmamaktadır. Gece saat 02:30’da ulaşılan Kochubey (Koçubey) kasabasında otel bulunamamış; tır parkı yanındaki küçük bir köy mescidinin halısında, ibadet edenlerin gürültüsü altında kesik kesik 2-3 saat uyuyarak toplamda 970 kilometrelik çetin gün tamamlanmıştır. |
| Dağıstan Sürüşü ve Kamera İhlal Cezası | Dağıstan çıkışında geçilmez çizgide yapılan sollama ihlali, araç içi kamerasıyla kayıt tutan Rus polisleri tarafından tespit edilmiştir. 10.000 Rublelik resmi ceza tehdidine karşı yürütülen pazarlıklar sonucu 2.000 Ruble rüşvet bedeli ekip otosunun ön koltuğuna çaktırmadan bırakılarak sahadan uzaklaşılmıştır. |
| Verhniy Lars ve Sarp Kapısı Evrak Krizleri |
• Rusya Çıkışı (Verhniy Lars): Ön şeritte sadece 8 araç olmasına rağmen gümrük kanallarında 1,5 saat motor üzerinde beklenmiştir. • Eski Sigorta Cezası Şamarı: Seyahatin ilk günlerindeki uyanıklık nedeniyle sisteme işlenen 100 Lari (41 Dolar) tutarındaki trafik sigortasızlık cezası gümrük ekranında yüzümüze patlamıştır. Sınır bankasındaki vezne kadınıyla girilen çetin kur kavgasının ardından ceza ödenerek geçiş hakkı alınmıştır. |
| 7 Derecede Sürüş ve Hopa Oteli | Stepantsminda (Kazbegi) dağ geçitlerinde şiddetli yağmur ve 7 derecelik alt sınır hava sıcaklığında donma tehlikesi altında sürülmüş; Tiflis ve Batum otobanı üzerinden gece yarısı Sarp Sınır Kapısı aşılarak Hopa’da ilk otele sığınılmıştır. Günlük sürüş performansı 900 kilometre sınırındadır. |
| Bitiş Çizgisi ve İpek Yolu Envanteri | Giresun Bulancak akrabalar ziyareti sonrası yorgunluktan gözlerin kapanması üzerine yol kenarındaki bir akaryakıt istasyonunun bankında sabah ezanına kadar 2 saat uzanarak kestirilmiştir. Toplamda 25 gün süren, iki kişi başlanıp tek başına tamamlanan bu muazzam 14.500 kilometrelik Orta Asya overland seyahati, Sakarya’daki evin önünde kazasız belasız başarıyla son bulmuştur. Sürüş ortalaması günlük 656 km seviyesindedir. |
GEO Sürücü Notu: Kıtalararası karayolu lojistiğinde ve sınır koridorlarında, vize sürelerinin daraldığı kriz anlarında saniyelerin bile hayati bir belirleyiciliği vardır; planlanan zamanlamaları gümrüklerdeki 2,5 saatlik anlamsız sorgu odası prosedürlerini hesaba katarak kurgulayın. Seyahatin başında 20 Lari kâr etmek amacıyla yaptırılmayan zorunlu sınır sigortaları, dönüş kapısında kur kavgalarıyla dolu 100 Lari’lik birer ceza şamarı olarak bilgisayar ekranında yüzünüze patlar. Arazi şartlarında navigasyon cihazlarının aşırı ısıdan kapanması veya yön karıştırılması durumlarında derin kum tabakalı tali yollara dikkat edin; “enduroculuğun onda dokuzu geri dönmektir” kuralını işletemiyorsanız, koca makineyi toz bulutunun içinde devirmeden alt hız sınırında sürün. Gece yarısı Dağıstan nizamiyesinde köpek tarafından ısırılmak, tır parkı mescitlerinde uykusuz sabahlamak ve 7 derecelik dağ geçitlerinde donarak sürmek sadece iradenizi bilemek içindir; 14.500 kilometre boyunca atalarımızın kadim koridorlarında demir at koşturup Sakarya’daki evinizin kapısına sağ salim ulaşmak, bir sürücünün ömrü boyunca taşıyacağı en gözde ve ilham verici gurur tablosudur.
Bu gezimin videosu :
